Wednesday, July 12, 2006

PUSULA KULLANIMI:))

Pusulasi sasanlar icin, pusula kullanimi hakkinda uzuuuuun ama guzel bir yazi:))

OYLESINELAF@


GİRİŞ

Burada konu daha çok doğa sporları ile uğraşan, dağcılar, trekking yapanlar gezginler ve tüm doğa insanları için doğada yön bulabilmeyi kolaylaştırmak açısından ele alınmaktadır. Navigasyon bilgisi olarak da adlandırabileceğimiz doğada yön bulma, klasik anlamı ile pusula ve harita kullanarak doğada gideceğimiz yere ulaşabilmeyi içermektedir. Kuşkusuz pusula ve harita olmaksızın da doğada bulunduğumuz yeri belirleyebilir, yönümüzü bulabilir ve gideceğimiz rotayı saptayabiliriz. Bunun için çok basit aletler ve bilgilerin yanı sıra içgüdülerimizden bile yararlanabileceğimiz gibi yeni çıkan GPS gibi son teknoloji ürünü aletleri de kullanabiliriz.
Yönümüzü her ne ile bulacaksak bulalım, doğada bazen bunun hayati önem taşıdığı anlar yaşayabiliriz. Sonuçta bir şekilde doğada bulunan insanların bu bilgi birikimine ve donanıma sahip olmaları gerekmektedir. Son yıllarda ülkemizde doğaya olan ilginin yaşadığı patlamayı hangi nedenlerle açıklarsak açıklayalım, bu insanlarda doğada yaşam konusundaki alt yapı eksikliğinin, hem doğal çevrenin korunabilmesi hem de bu insanların korunabilmesi açısından giderilmesi gerekmektedir. Bu konuda, konu ile ilgili tüm insanlara çeşitli görevler düştüğü inancındayım.

PUSULA

Pusula, kabaca kuzeyi gösteren bir alet olarak tanımlanabilir. Ancak sadece bu işi yapan bir pusula, kuzey kutbuna doğru bizi yönlendirmekten başka bir işe yaramaz. Bu tür pusulalar, amacımız kuzey kutbuna gitmek, ya da namaz için kıbleyi ( güneyi ) bulmak değilse fazla işlevsel değildir.
Tüm pusulaların çalışma prensibi ve mantığı aynı olmakla birlikte, kullanım amaçlarına göre çeşitli yapıda olanları vardır. Günümüzde dağcılar ve gezginler tarafından kullanılan pusulalar belli özellikler taşırlar. Üreten firmaya göre farklı markalarda piyasada bulunan bu pusulalardan Silva, Suunto ve Recta gibi markalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tür pusulaları doğa malzemeleri satan mağazalarda bulabilirsiniz.

PUSULA ALACAKLARA ÖNERİLER

Her şeyden önce bu iş için ayırabileceğiniz bütçeyi belirlemelisiniz. Amaca uygun olarak alabileceğiniz en basit pusula, ucuz bir fiyata sahiptir. Daha profesyonel bir pusula istiyorsanız, daha yüksek bir fiyat ödemeniz gerekir. Ancak bu fiyat gruplarından hangisine karar verirseniz verin, alacağınız pusula, kullanım amacınıza uygun özellikleri taşıyacaktır. İki fiyat grubu arasında daha çok, pusulanın hassaslığı ile ilgili farklar bulunmaktadır. Yazının bundan sonraki bölümünde bu sınıflamalara giren iki pusula tanıtılacaktır.
Şekil 1'de tanıtılan pusula alabileceğiniz en ekonomik ve özellikleri açısından da minimum olarak niteleyebileceğim bir pusuladır. Özetle, üzerinde bu özellikleri barındırmayan bir pusula doğada işinize yaramaz. Boşuna para vermeyin.
Şekil 2'de tanıtılan pusula ise, daha profesyonel bir pusula olup, paranız varsa tadından yenmez.

PUSULAYI TANIYALIM

Şekil 1'de görülen pusula, Silva Starter modeli olup, döner bilezik 5 derece aralıklarla işaretlenmiştir. Ekonomik, ancak amaca uygun bir pusula almak isteyenlere önerebilirim. Şimdi bu pusulanın üzerinde bulunan özellikleri tanıyalım.

1)PUSULA İBRESİ( OKU ) KUZEY UCU

Bu ibre kendi etrafında 360 derece dönebilen hareketli bir yapıya sahiptir. İbrenin kırmızı yada fosfor rengine boyanmış olan ucu, kuzeyi gösterir. Aynı ibrenin diğer ucu genellikle beyaz renge boyalıdır ve güney yönünü gösterir. Bu ibre, soğukta donmayan içi özel bir sıvı ile dolu bir kapsül içine yerleştirilmiştir. Pusula ibresinin içinde yer aldığı kapsüle, "Pusula Yuvası" adı verilir.

2)PUSULA YUVASI İÇİNDEKİ KUZEY - GÜNEY ÇİZGİLERİ

Bu çizgilerin hareketi, döner bileziğin hareketine bağlıdır. Kullanılan pusulanın markasına göre, bu çizgilerden iki tanesinin ucu ok şeklinde birleştirilmiş yada fosforlu renkle çizilerek işaretlenmiş olabilir. Kullanım sırasında pusula ibresi kuzey ucu ile, bu çizgiler, döner bilezik çevrilerek birbirine paralel konuma getirilirler.

3) PUSULA YUVASI AÇI KADRANI ( DÖNER BİLEZİK )

Pusula yuvasının dışı, üzerinde açı değerlerinin yazılı olduğu bir kadrana sahiptir. Kısaca "döner bilezik" olarak da adlandırılan bu kadran, kullanıcı tarafından elle çevrilerek kullanılır. Açı kadranı üzerinde 0'dan 360 dereceye kadar açı değerleri yer almaktadır. Kullanılan pusulanın kalitesine göre, açı kadranının bölünümü 1, 2 ya da 5'er derecelik aralıklarla olabilir. Bu bölünüm ne kadar küçükse pusulanın hassasiyeti o kadar artar. Dolayısıyla 1'er derecelik bölünüme sahip olan pusula en ideal olanıdır. Bu tür bir pusulada istikamet açıları hesaplanırken hata payı en aza iner.
Döner bilezik üzerinde açı değerlerinin yanı sıra harflerle belirtilen yönler ve ara yönler de yer almaktadır.

N - Kuzey NE - Kuzeydoğu
E - Doğu SE - Güneydoğu
S - Güney SW - Güneybatı
W - Batı NW - Kuzeybatı

4) İSTİKAMET AÇISI OKUMA ÇİZGİSİ

Hedef açısı okuma çizgisi, Kerteriz açısı okuma çizgisi ya da Gösterge olarak da adlandırılan bu çizgi, pusula şeffaf gövdesi üzerine genellikle fosfor rengi ya da kırmızı boya ile çizilmiş sabit bir çizgidir. Bu çizgi, döner bilezik üzerindeki değerleri okuyacağımız noktayı işaret eder. Özetle pusula ile bir açı ölçtüğümüzde bu açının değeri, bu çizginin karşısına gelen döner bilezik üzerindeki rakamdır.

5)HAREKET YÖNÜ OKU

Bu ok, pusula şeffaf gövdesi üzerinde sabit olarak işaretlenmiş kırmızı renkli bir ok işareti şeklindedir. Bu ok, örnekteki pusulada istikamet açısını belirlerken pusulayı hedefe doğru olarak yönlendirebilmemiz için kullanılır. Bu okun ucu gidilecek hedefi gösterecek şekilde tutulduktan sonra gerekli açı ölçme işlemleri yapılır. Açı belirlendikten sonra bu okun ucu hareket edeceğimiz yönü gösterir.

6)CETVEL ( SANTİMETRE )

Pusulanın iki kenarında cetveller yer alır. Bunlardan biri cm. olarak bölünüme sahiptir. Bu cetveller, Harita üzerinde çalışırken gerekli açı ve uzaklık ölçümleri yapmamıza yarar. Örneğin harita üzerinde iki nokta arasındaki uzaklığı hesaplayabilmek için bu iki noktanın arasını bir çizgi ile birleştirir ve bu çizgiyi cetvelle ölçeriz. Daha sonra yaptığımız ölçümü haritanın ölçeği ile kıyaslayarak gerçekteki uzunluğun ne kadar olduğunu buluruz.

7)CETVEL ( INCHES )

Cetvellerden diğeri, farklı ölçü sistemlerine sahip ülke ve haritalarda çalışabilmek için inches olarak bölünüme sahiptir.

8)SEFFAF YÜZEY ( TABAN )

Pusula tabanı şeffaf bir maddeden yapılmıştır. Bu özellik, harita üzerinde çalışırken harita değerlerinin rahat bir şekilde okunabilmesi için düşünülmüştür.

DAHA İYİ BİR PUSULA

Şekil 2'de daha kompleks yapılı, dağcılar ve gezginler için profesyonel sayılabilecek bir pusula görülmektedir. Şekil 1'de tanıtımını yaptığımız pusulada bulunan bütün özellikler, bu pusulada da bulunmaktadır. Çalışma prensipleri hemen hemen aynıdır. Ancak bu pusula, hem daha hassas ölçümler yapabilir hem de daha farklı bazı özelliklere sahiptir. Aşağıda sadece bu farklı özellikler tanıtılacaktır. Şekil 2'de görülen pusula Silva Ranger modeli olup, döner bilezik 2 derece aralıklarla işaretlenmiştir.

1)GERİ İSTİKAMET AÇISI OKUMA ÇİZGİSİ

Arazide gitmek istediğimiz hedefler ve bunlara ait istikamet açılarını hesapladığımızda, aynı rotadan başlangıç noktasına geri döneceksek, geri istikamet açılarını da hesaplayıp dönüşte bunlara göre hareket etmemiz gerekecektir. İstikamet açısı ve geri istikamet açısının nasıl hesaplandığını ilerde anlatacağız. Ancak geri istikamet açısının hesabını hiç yapmaksızın bu çizgiyi kullanarak bu açıyı hemen görebiliriz. Bu çizginin bir amacı budur.
Örneğin, arazide A noktasından B noktasına gitmek için, A noktasında istikamet açısı belirleriz. Belirlediğimiz bu değeri, A'dan B'ye giderken kullanırız. İstikamet açısını belirlediğimiz an, bu değer, istikamet açısı okuma çizgisinin karşısındaki döner bilezik değeridir. Aynı noktada yani A'da, geri istikamet açısı okuma çizgisinin karşısına gelen döner bilezik değeri ise, bize geri istikamet açımızı verir. Biz bu değeri B'den A'ya geri dönerken kullanırız.
Geri istikamet açısı okuma çizgisinin diğer bir işlevi, bir hedefe nişan alırken kullanılmasıdır. Ayna üzerindeki siyah çizgi, aynadan bakıldığında bu çizgi ile aynı hizaya geldiğinde hedef, V çentiği içine alınmalıdır. Bu konumda doğru nişan alıyoruzdur.

2)ROAMER

Roamer, kareleme yöntemi kullanılarak harita üzerindeki herhangi bir noktanın yerinin rakamsal olarak tanımlanmasına yarar. Hesaplamanın nasıl yapılacağını harita ile ilgili bölümde ele alacağız
Roamer, pusula şeffaf yüzeyi üzerine kırmızı boya ile yazılarak sabitlenmiş bazı değerlerden oluşur. Biri yatay diğeri dikey olmak üzere iki çizgi, bir köşe oluşturacak şekilde birleştirilmiştir. Çizgiler üzerinde çeşitli rakamsal bölünümler bulunmaktadır. 1 / 25.000 ve 1 / 50.000 ölçekli harita kullanımına göre 2 farklı şekilde gruplandırılmıştır. Çizgilerin dışına gelen değerler, 1 / 25.000 ölçekli harita, içine gelen değerler ise 1 / 50.000 ölçekli haritalar içindir.

3)KAPAK

Bu pusulada, pusula yuvasını kapatan açılıp örtülebilen bir kapak bulunmaktadır. Ancak kapağın işlevi sadece pusula yuvasını örterek korumak değil, üzerinde yer alan diğer elemanları sayesinde ( V çentiği, ayna, ayna üzerindeki siyah çizgi ) daha hassas ve kolay ölçümler yapılabilmesini sağlamaktır.

4)AYNA

Pusula kapağını 90 derece ya da biraz daha az açtığımızda, pusulayı bir hedefe yöneltip istikamet açısı hesaplarken, aynanın işlevi, kadran üzerindeki değerleri ve kuzeyi gösteren ibrenin ucunun konumunu görmemizi sağlamasıdır. Böylelikle ayna sayesinde istikamet açısı hesaplarken pusulanın konumunu bozmaksızın değerleri kolayca görebilme şansımız olur. Tabi ki aynayı normal zamanlarda saçınızı taramak ve makyaj tazelemek için de kullanabilirsiniz !

5)AYNA ÜZERİNDEKİ SİYAH ÇİZGİ

Bu çizgi, pusula kapağını ve aynayı ortadan ikiye bölmektedir. Amacı, "V çentiği" ile geri istikamet açısı okuma çizgisini birleştirerek, pusulanın hedefe doğru bir şekilde yönlendirilebilmesini sağlamaktır. Böylelikle açı hatası yapmaksızın daha sağlıklı ölçümler yapabilmemizi sağlamaktadır.

6) V ÇENTİĞİ

Tabanca ve tüfeklerde bulunan "gez" in işlevine sahiptir. Bu çentikten hedefe doğru bakılır. Hedef yani varılmak istenen nokta, bu çentiğin tam ortasına getirilir. Pusula bu konumda iken istikamet açısı ölçülür. Çentiğin amacı hedefin kaymasını önleyerek ölçümün hassasiyetini artırmaktır.
Bir hedefe nişan alınırken pusula öyle bir tutulmalıdır ki, ayna ortasındaki siyah çizgi, geri istikamet açısı okuma çizgisi ile aynı hizada tutulurken, hedef de V çentiğine yerleşmiş olsun. Eğer bu nişan alma olayı doğru yapılmazsa, belirlediğimiz istikamet açısı da yanlış olacaktır. Bu ise istenilen noktaya ulaşamama ya da uzağına varma anlamına gelebilir.

6)BÜYÜTEÇ

Şeffaf taban üzerinde ufak bir büyüteç yer almaktadır. Bu büyüteç, harita ile çalışırken, harita üzerindeki küçük yazıldığı için okunmakta güçlük çekilen değerlerin rahat okunmasını sağlamak amacı ile konulmuştur. ( Örneğin eş yükselti çizgilerinin rakamsal değerlerini sağlam gözle bile okumak güçtür ) Bir söylentiye göre bu büyüteç, kibritsiz ancak güneşli havalarda ateş yakmak içinde kullanılabiliyormuş !

7)BOYUNA ASMA İPİ

Pusulayı boyuna takarak kolye gibi taşımak amacı ile kullanılır.

8)DEKLİNASYON AÇISI AYAR VİDASI

Bu vida döner bilezik üzerinde ya da döner bileziğin arka tarafında bulunur. Daha fazla bilgi için, Deklinasyon açısı bölümüne bakınız.

9) EĞİM ÖLÇME VE DEKLİNASYON AÇISI AYARLAMA KADRANI

Bu pusulada, tırmanılan ya da inilen eğimin hesaplanabilmesi için pusula yuvası içine yerleştirilmiş bir kadran bulunmaktadır. Bu kadran, döner bileziğin hareketine bağlı olarak hareket etmektedir. Kadranın ortasında sıfır değeri ve bu değerin sağında ve solunda 90'ar derecelik bölünümler bulunmaktadır. Kadran üstü değerler 2 derecelik hassasiyete sahiptir.
Bu kadran aynı zamanda yazının sonunda bahsedeceğimiz deklinasyon açısının hesabında da kullanılır.

10) EĞİM ÖLÇME KADRANI ÜST ÇİZGİSİ

Bu çizgi de pusula yuvası içinde bulunmaktadır ve hareketi döner bileziğin hareketine bağlıdır. Kadranın sınırlamasını yapan bu çizgi, pusula yuvası içindeki kuzey -güney çizgilerini dik kesecek şekilde kırmızı boya ile boyanmış bir çizgidir. Eğim ölçme işlemi sırasında, eğim ölçme kadranı üst çizgisinin, istikamet ve geri istikamet açısı okuma çizgileri ile aynı hizaya gelecek şekilde, döner bilezik çevrilerek ayarlanması gerekmektedir. Kadran bu konuma getirildikten sonra eğim ölçme işlemi yapılır.

11)EĞİM ÖLÇME İBRESİ

Pusula yuvası içinde bulunan ucu ok şeklindeki siyah renkli ibre, eğim ölçme ibresidir. Eğim ölçme kadran değerlerinin zemine doğru baktığı konumda bu ibre sıfırı gösteriyorsa düz bir zeminde duruyoruzdur. Aksi konumlarda karşılık geldiği değer kadar + ya da - eğim mevcuttur.

PUSULA KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

1)Pusula kullanılırken yere paralel olacak şekilde yatay olarak tutulmalıdır. Elde tutularak kullanılıyorsa, sarsmamaya özen gösterilmelidir.

2)Pusulayı kullanmadığınız zamanlarda da mıknatıs ve manyetik alanlardan uzak tutununuz.

3)Pusula, pusula ibresinin sapmasına neden olabilecek metal eşyalardan, elektrik akımı taşıyan gerilim hatlarından, telefon ve telgraf hatlarından, dikenli tellerden, metal ağırlıklı kayalardan, maden yataklarından, uzakta kullanılmalıdır. Bir fikir verebilmesi açısından aşağıya bulunulması gereken ortalama uzaklıklar çıkartılmıştır.
-Yüksek gerilimli enerji hatlarından ..................................... 55 m.
-Araba ................................................................................... 15 m.
-Dikenli teller .............................................................. .......... 10 m.
-Telefon ve telgraf hatları ..................................................... 10 m.
-Buz kazması, cep telefonu .................................... .............. 1 m.
-Saat, konserve kutusu, ....................................................... 0.5 m.

4)Kullanılmadığı zamanlarda mutlaka kapağı kapalı tutulmalı, sudan ve aşırı nemden korunmalıdır. Bunun için bir kılıf içinde çantada taşımak uygundur.

TERS KUTUPLAMA DURUMU

Pusulanın, manyetik alan ya da mıknatıs gibi etkenlerle karşılaşması sonucu, pusula ibresi bozulabilir. İbresi bozulmuş bir pusulada, ibre ağır hareket eder ve sabitlenmesi geç olur. Eğer ibre tam olarak bozulmuşsa, ibrenin güneyi göstermesi gereken beyaz ucu, kuzeyi göstermeye başlar. Bu duruma ters kutuplama denir. Bu durumdan kurtulabilmek için, kuvvetli bir mıknatısın güney ucu ile, pusula ibresinin kuzey ucuna anlık bir darbe vurmak gerekir. Daha sonra doğru gösterdiğinden emin olunan başka bir pusula ile karşılaştırma yapılarak yapılan işlemin sonucu gözlenmelidir.

KABARCIK SORUNU

İçi sıvı ile doldurulmuş olan pusula yuvalarında, bu sıvı içersinde, hava kabarcıkları meydana gelebilir. Hava basıncındaki düşme ve tırmanılan yükseklik nedeni ile meydana gelen bu kabarcıklar, normal hava koşullarında ve alçak rakımlarda kendiliğinden kaybolur.

PUSULASIZ YÖN BULMA

1)GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE GÖRE

Güneşin doğduğu ya da battığı yeri biliyorsanız, yönlerinizi saptamanız kolaydır. Yüzünüzü güneşin doğduğu yere çevirin ve kollarınızı iki yana açın;
-Yüzünüz Doğu
-Arkanız Batı
-Sol kolunuz Kuzey
-Sağ kolunuz Güney
Bu dört yöne " Ana Yönler " adı verilir. Yüzünüzü güneşin battığı yere döndüyseniz, bu bölünüm tam tersi olarak değişecektir.

2)SAATİNİZİ KULLANARAK YÖN BULMAK

Bunun için akrep ve yelkovanı olan klasik bir saate sahip olmanız gerekmektedir. Dijital saatiniz varsa hiç şansınız yok.
-Saatin akrebini ( kısa olan ucu ) güneşe doğru çeviriniz.
-Saatin yelkovanını ( uzun olan ucu ) 12'nin üzerine getiriniz.
-Saatiniz bu konumda iken, akrep ve yelkovan arasındaki açının tam ortası güneyi gösterir. ( Bu yöntem kuzey yarımküre için geçerlidir )

3)KUTUP YILDIZINA BAKARAK YÖN BULMAK

Gece bulutsuz bir havada kutup yıldızını ( kuzey yıldızı ) bularak yönümüzü belirleyebiliriz. Kutup yıldızı, küçükayı takım yıldızı olarak bilinen yıldız grubunun en ucundaki parlak yıldızdır. Bu yıldızı bulmak için üç ayrı yöntem kullanabiliriz. ( Kuşkusuz farklı yöntemler de vardır )

a) Küçükayı'yı bulabiliyorsanız, takımın sonuncu yıldızı kutup yıldızıdır.

b) Büyükayı'yı bulabiliyorsanız, Büyükayı'nın tabanını oluşturan iki yıldız, kutup yıldızı ile aynı doğrultudadır. Büyükayı'nın tabanını oluşturan iki yıldızın arasındaki uzaklığın 5 katını küçükayı'ya doğru uzatırsanız kutup yıldızını bulursunuz.

c) Cassiopeia ( Kraliçe ) takım yıldızını tanıyorsanız, bu yıldız grubundan yola çıkabilirsiniz. Cassiopeia takım yıldızı, bir çoğumuz tarafından bilinir. Ancak belki adını bilmiyor olabiliriz. Bu yıldız grubu gökyüzünde "M" ya da duruma göre "W" şeklinde dikkat çekici bir şekilde görünen 5 yıldızdan oluşur. Bu takımı bulduktan sonra Büyükayı'yı bulmamız gerekmektedir. Cassiopeia'dan, Büyükayı'ya doğru bir hat oluşturulduğunda, kutup yıldızı bu hattın tam ortasına gelir.

4)FARKLI BİLGİLER

-Ağaçların ve büyük kayaların kuzeye bakan yüzleri, kuzey rüzgarının etkisi ile yosunlu olur.
-Karınca yuvalarının kuzeye bakan yüzlerinde daha çok toprak yığılıdır.
-Minarelerin şerefe kapıları güneye bakar
-Müslüman mezarlarında mezar taşları güney yöne dikilir.

PUSULANIN KULLANIŞ ŞEKİLLERİ

Pusula doğada çok amaçlı olarak kullanılmaktadır. Yazı içersinde bunların hepsine belli oranlarda yer vereceğiz. Ancak pusulanın en bilinen ve yaygın kullanımı harita ile birlikte kullanılmasıdır. Doğada işlevsel olan haritalar ise, 1 / 50.000 ya da 1 / 25.000 ölçekli haritalardır. Örneğin 1 / 25.000 ölçekli bir haritada 1 cm. arazide 250 m.'dir. Elimizde, içinde bulunduğumuz bölgenin bu ölçekte bir haritası varsa her istediğimiz noktayı elimizle koymuş gibi bulabiliriz.
Ülkemizde bu ölçekte haritalar, daha çok askeri amaçlı olarak üretilmekte ve sivil kullanıcılara kapalı bulunmaktadır. Bu durum, ülkemizdeki doğa insanlarının, dağcıların, gezginlerin en ciddi problemlerinden birini oluşturmaktadır. Neyse ki, bu ölçekte haritalara sahip olmaksızın da doğada pusula ile bir çok şey yapabiliriz. Yazımızın bundan sonraki bölümünde detaylı olarak pusulanın harita olmadan kullanım şekilleri üzerinde duracağız. Daha sonra da haritaya sahip olma durumunda nasıl kullanılabileceğini ayrı bir bölüm olarak ele alacağız.

PUSULANIN HARİTA OLMAKSIZIN KULLANIM ŞEKİLLERİ

İSTİKAMET AÇISI NEDİR ?

Doğada ilerde gözle görebildiğimiz bir noktaya ulaşmak teorik olarak kolay gibi görünse de, bütün doğa insanları çok iyi bilir ki bu, hiç de göründüğü kadar basit değildir. Yürüyüşe başladığımız anda iyi bir şekilde görebildiğimiz hedef belli bir süre sonra gözden kaybolabilir. Ya da yürüyüşün başında belli bir açıdan gördüğümüz hedefe başka bir açıdan yaklaşmaya başladığımızda tamamen farklı bir hedefe doğru gittiğimiz hissine kapılabiliriz. Bütün bunlara sis, tipi, havanın kararması ya da hedefle aramızda bulunan ormanlık bir alanın içinden geçmek durumunda olmak gibi etkenleri de eklerseniz, başlangıçta saptadığımız hedefe ulaşmak hemen hemen imkansız hale gelebilir.
Bu tür sorunları en aza indirebilmek için, pusulamız aracılığı ile yürüyüşe başlamadan önce hedef ile bulunduğumuz nokta arasındaki istikamet açısını hesaplayarak işe başlayabiliriz. Bu açıyı hiç kaybetmeksizin pusula ile yürüdüğümüzde belirlediğimiz hedefe mutlaka ulaşırız. Kerteriz açısı, Hedef açısı gibi adlarla da anılan istikamet açısı, kabaca kuzey doğrultu ile varılmak istenen nokta ( hedef ) arasındaki açıdır. Bu açı pusula ibresinin gösterdiği kuzey doğrultudan başlayıp, saat yelkovanı dönüş istikametinde hedefe kadar olan açı değeridir.
Pusulamızı hedefe yönelttiğimizde, pusula yuvası içindeki kuzey - güney çizgilerinin pusula ibresine paralel olduğu konumda, pusula ibresinden başlayıp hedefe kadar ölçtüğümüz açı, saptadığımız hedefin istikamet açısıdır. Bu açının değeri, istikamet açısı okuma çizgisinin karşısında döner bilezik üzerinde görünen rakamdır. Şimdi de konuyu biraz daha açıklayarak yazalım.

İSTİKAMET AÇISININ ÖLÇÜLMESİ

1) Pusula kapağını 90 derece ya da biraz daha az olacak şekilde açın.
2) Pusulayı göz seviyesinde yere paralel olacak şekilde tutun.
3) Hareket yönü oku, gitmek istediğiniz noktayı ( hedefi ) gösterecek şekilde hedefe doğru dönün.
4) Ayna üzerindeki siyah çizgi, geri istikamet açısı okuma çizgisi ile aynı hizada olacak şekilde pusulayı tutarken, hedefi "V" çentiğine yerleştirin.
5) Bu konumu bozmaksızın aynadan takip ederek, döner bileziği, bilezik üzerindeki N işareti pusula ibresinin kuzey ucu ile aynı hizaya gelene kadar çevirin. ( Aynı hizaya geldiği an, pusula yuvası içindeki kuzey - güney çizgileri ile pusula ibresi birbirlerine paralel konuma gelir )
6) Döner bilezik üzerinde, istikamet açısı okuma çizgisinin karşısına gelen rakam, belirlediğiniz hedefin istikamet açısıdır.
Doğada bir hedef ve onun istikamet açısını belirlediğimizde bunun pratik anlamı şudur. Bu açıyı hiç bozmaksızın yürüdüğümüzde hedefe ulaşırız. Bütün yürüyüş boyunca bu açıyı bozmadan nasıl yürüyebiliriz ? Bu teorik olarak şu şekilde olabilir. Pusulamızı elimize alıp, pusula ibresini, N işareti karşısından hiç ayırmadan yani pusula ibresinin pusula yuvası içindeki kuzey - güney çizgilerine paralel konumunu hiç bozmaksızın yürümemiz gerekir. İbrenin saptığı durumlarda uygun dönüşler yaparak pusulanın konumunun değişmesine izin vermeyiz. Böylece hedefe varırız.
Bu söylediğim tamamen teorik bir şeydir. Çünkü, İstikamet açısı olarak belirlediğimiz açı, aslında hedefle bizim aramızda oluşturduğumuz hayali bir hattır. Arazi koşullarında bu hayali hattı takip edebilmek imkansızdır. Bu hayali hat üzerinde bizim yürüyüşümüzü engelleyecek bir çok doğal oluşum bulunabilir. Hayali hattımızı kesen kayalık bir yamaç, bir göl, geçit vermeyen çok sık bitki örtüsü gibi. Yukarda anlattığımız ilerleme şekli ancak futbol sahası gibi dümdüz bir arazide söz konusu olabilir. O halde iş sadece istikamet açısını belirlemekle kalmıyor, arazi şartlarında belirlediğimiz istikamet açısını nasıl takip edebiliriz ? Bunun yöntemleri neler olabilir ? gibi sorulara da cevap bulmamız gerekiyor.

İSTİKAMET AÇISINI TAKİP ETMENİN KOLAY YOLLARI

Burada amacım her duruma uygun reçeteler vermek değil, zaten doğada böyle reçeteler söz konusu olmaz. Ancak bir takım yöntemleri biliyor olmak, karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmeye yardımcı olabilir. Herkesin, kendi kişisel birikimleri ve deneyimlerini kullanarak sorunları çözebileceği inancındayım.

"ARA HEDEFLER" BELİRLEYİN

En pratik yol, gitmek istediğimiz ana hedefle aramıza "Ara hedefler" koymaktır. Bunun için, istikamet açımızı belirledikten sonra, kafamızda hedefle bulunduğumuz nokta arasında hayali bir çizgi oluşturmamız gerekir. Bu çizgi üzerine denk gelen belirgin bazı noktaları esas alarak yürüyüş sürdürülebilir. Her ara noktaya ulaşıldığında yeniden pusula ile yön kontrolü yapılmalıdır. Ara noktalar belirlenirken, hayali çizginin tam üzerinde olmasına ve görüş ve ulaşım açısından uygun konumlarda bulunmasına özen gösterilmelidir.
Örneğin A noktasından, B noktası olarak adlandırdığımız bir zirveye doğru belli bir istikamet açısı ile ilerliyoruz. A ve B arası 3 km. olsun. Biz kafamızda oluşturduğumuz hayali çizgi üzerinde 500 m. ilerde bir kaya belirledik. Pusulamızı kapatıp direk olarak bu kayaya doğru yürümeye başlarız. Yürüyüş sırasında bir dere ile karşılaştık ve karşıya geçemiyoruz diyelim. Ancak derenin ilerde inceldiği bir nokta olduğunu görüyoruz, bu şartlarda hayali çizgimizden sapacağız fakat bunu yaparken hiçbir zaman ara hedef noktamızı yani kayayı gözden kaybetmememiz gerekir.
Derenin inceldiği noktaya kadar yürür buradan karşıya geçer sonra tekrar ara hedef noktamız olan kayaya ulaşırız. Kayaya geldiğimizde pusulamızı çıkartır ve asıl hedefle zirve ile olan istikamet açımızı kontrol ederiz. Daha sonra gene hayali çizgimiz üzerinde ikinci bir ara hedef belirleriz. Bu da 1 km. ilerdeki bir ağaç olsun. Pusulamızı kapatır ve bu ağaca kadar yürürüz. Yolda önümüze çıkan bir gölün etrafından ağacı gözden kaybetmeden dolaşabiliriz. Ağaca ulaştığımızda diyelim ki asıl hedefimiz olan zirveyi göremiyoruz. Bu çok önemli değildir çünkü pusulamızı çıkartıp istikamet açımızı kontrol ettiğimizde zirveyi göremesek bile yönünü hemen tespit edebiliriz. Bu yön üzerinde üçüncü bir ara hedef belirleyerek yolumuza devam edebiliriz. Bu işlemleri zirveye varana kadar tekrar edersek hedefimize ulaşırız. Özetle, istikamet açısını belirledikten sonra asıl hedefe kadar bir takım ara hedefler tespit ederek yürümek, hem bizi sürekli pusulayı elimizde tutarak rotadan sapmamak için yoğun bir uğraş vermekten kurtaracak hem de asıl hedefi göremediğimiz durumlarda bile doğru hat üzerinde hedefe emin bir şekilde ilerlememizi sağlayacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hedefe doğru yürüyüşün aynı hat üzerinde yapılıyor olmasıdır. Yani istikamet açımıza göre oluşturduğumuz hayali hattın dışına hiç çıkmıyoruz. ( Pusula ibresinin N noktası hizasından sapmaması bu anlama gelir ) Gölü dolaşmak gibi bir nedenle hattan ayrılsak bile ara hedefi gözden kaybetmeden tekrar hayali hat üzerine geri dönüyoruz. Peki doğa koşullarında bu mümkün müdür ? Örneğin çok dağlık bir arazide ilerliyoruz, belirli bir zirve için belirlediğimiz istikamet açımız ve ona bağlı olarak oluşturduğumuz hayali hattı ara hedefler koyarak bile takip edebilmek neredeyse imkansızdır. Çünkü vadinin ortasından ilerleyen belli bir patika vardır ve bizde bunu takip etmek durumundayızdır. Hayali hattan sapmamak uğruna yamaçlara tırmanmak hiç de mantıklı değildir.
Bu gibi durumlarda tek bir istikamet açısını, ara hedeflere bölmek yerine arazi koşullarına uygun bir çok istikamet açısı belirlemek ve bunları ara hedeflere bölerek ilerlemek daha uygundur. Bu durum, doğada kırtasiye işlemlerini biraz artırmak anlamına gelse de, bu şekilde davranmayı alışkanlık haline getirmek güvenli bir biçimde doğaya gidip gelebilmemiz açısından önemlidir.

İSTİKAMET AÇISI SAYINIZI ARTIRIN

Bu sayıyı artırmamızın amacı, doğada arazinin koşullarına daha uygun bir ilerleme şekli yakalayabilmek içindir. Tek bir hattı takip etmenin zorluğunun üstesinden gelebilmek için arazi koşullarına uygun bir çok hat ( yani istikamet açısı ) belirlemek daha pratiktir. Belirlenen her istikamet açısını bir kağıda not etmek iyi bir alışkanlıktır. Çünkü bu açılar aynı hattan geri dönerken de bize lazım olurlar.
Örneğin çıkmak istediğimiz zirveye doğru derin bir vadinin içinden kıvrılarak ilerleyen bir patikada olduğumuzu düşünün. Ancak vadinin ve patikanın da zaman zaman çeşitli kollara ayrıldığını ve başka vadilerle birleştiğini varsayalım. Direk olarak çıkmak istediğimiz zirvenin istikamet açısını hesaplamak yerine, vadi içindeki ilk ayrıma ya da ilk dönemece kadar istikamet açısı almak daha uygun olur.
Bu noktaya ulaşıldığında gene arazinin yapısına göre, asıl çıkmak istediğimiz zirveye ters gelmeyecek şekilde örneğin vadinin iki kola ayrıldığı noktaya kadar istikamet açısı alabiliriz. Böylece belki 4 - 5 istikamet açısı belirledikten sonra zirveye ulaşabiliriz. Tabi ki ilerlerken her istikamet açısını ara hedeflere bölmeyi de ihmal etmeden.

YANA KAYMA YÖNTEMİ

Doğada istikamet açımızı takip ederken çeşitli engellerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Bunları, nehir ve göl örneğinde olduğu gibi nasıl geçmemiz gerektiğinden yukarda bahsettik. Ancak bazen karşılaşılan engelleri aşma durumumuz olmayabilir. Ya da karşılaşılan engel, ara hedef noktamızı görmemizi engelleyebilir. Örneğin çok sık ve geçit vermez bir orman örtüsü ile karşılaştığımızı varsayalım. Bu ve benzeri durumlarda istikamet açımızın belirlediği hayali hattımızdan ayrılmamız gerekir. Her ne nedenle olursa olsun hayali hattımızdan ayrılmak zorunda kalırsak, bir daha aynı hatta dönebilmemiz için dikkat etmemiz gereken bazı şeyler vardır.
Aslında bizim yapmak istediğimiz, karşılaşılan engeli çizgisel olarak aşmaktır. Ancak doğa buna izin vermediği için sağa ya da sola kayarız. Bu yana kayma işlemini yaparken hayali hattımızla 90 derecelik açı yapacak şekilde hareket etmemiz gerekir. Ayrıca engelin durumuna göre kaç metre ya da kaç adım veya yürüyerek kaç dakika sağa ya da sola kaydığımızı hesaplamamız gerekir. Yana kayma işlemi engel sona erene kadar devam eder. Bu noktada gene ilk istikamet açımızla yürüyüşü sürdürmemiz gerekir.
Böylece hayali hattımıza paralel başka bir hatta yürüyor konuma geliriz. Engelin tamamen ortadan kalkmasından sonra ilk hattımıza geri dönebilmek için bir öncekine ters olacak şekilde 90 derece açı ile hattan ne kadar uzaklaşmışsak hatta doğru o kadar geri yürürüz. Bu işlemden sonra, engel çizgisel olarak aşılmış olur ve biz ilk istikamet açımıza geri dönmüş oluruz.

GERİDEN KESTİRME YÖNTEMİ

Ara hedefler belirleyip bunlara doğru ilerlerken bazen bu ara hedefi göremez duruma düşebiliriz. Örneğin aniden bastıran bir sis bizi ara hedefimizi göremez hale getirebilir. Ya da ara hedef noktamızı bir nedenle kaybedebiliriz. Böyle durumlarda rotadan saptığımız endişesine kapılabiliriz. Gerçekte sapmış ta olabiliriz. Panik olmayın eğer bir önceki ara hedef noktanızı görebiliyorsanız. Mesele yok demektir. Tamamen pusulanız ile birlikte 180 derece geriye dönün. Bu durumda pusulanın ibresinin beyaz ucu, ( güney ) döner bilezik üzerindeki N işaretinin karşısına gelir. Pusula bu konumda iken, hareket yönü okunun bir önceki kerteriz noktasını gösteriyor olması gerekir.
Gösteriyorsa sorun yok demektir. Olmanız gereken hattasınızdır ve 180 derece arkanız varmak istediğiniz ara hedef noktasına dönüktür. Hareket yönü oku, bir önceki ara hedef noktanızı göstermiyorsa bu, hattan saptığınız anlamına gelir. Hattı yeniden bulabilmek için pusula ibresi beyaz ucunun N işaretinin karşısında olduğu konumu bozmaksızın, olduğunuz yerde sağa yada sola doğru kayın. Ta ki, hareket okunun yönü bir önceki ara hedef noktanızı gösterene kadar.
Bu konuma geldiğinizde kaybettiğiniz hattınızı yeniden bulmuşsunuz demektir. Bu yöntemin adına, geriden kestirme yöntemi denmektedir. Geriden kestirme yöntemini rotadan saptığınızı düşündüğünüz her hangi bir anda kullanabilirsiniz.

GERİ İSTİKAMET AÇISI NEDİR, NASIL HESAPLANIR ?

Doğada genellikle bir yere gider ve daha sonra da aynı rotadan geri döneriz. Dağlık bir alanda bir yere kampımızı kurup, belirlediğimiz bir zirveye gider ve daha sonra kampımızın yolunu tutarız. Eğer giderken belli istikamet açıları kullanarak gittiysek, geri dönüş sırasında yolumuzu bulamamak gibi bir sorunla karşılaşmayız. Daha çok dönüş sırasında bastıran bir sis, ya da zaman hesabında yapılan bir hata sonucu havanın kararması ya da başka herhangi bir nedenle geri dönüş yolunu bulamamak, hiç tahmin etmediğimiz ciddi sorunlara yol açabilir.
Eğer bir noktaya giderken istikamet açıların hesaplayıp not ettiysek, geri dönüş sırasında bu istikamet açılarının, geri istikamet açılarını hesaplayarak başlangıç noktamıza rahat bir şekilde geri dönebiliriz. Geri istikamet açısı, bir istikamet açısı doğrultusunun artı ya da eksi 180 derece farklı doğrultusuna denir. Örneğin, A noktasından B noktasına belli bir istikamet açısı ile ilerlediğimizi varsayalım. Aynı hattan, B'den A'ya geri dönmek istediğimizde başlangıç açımızla aramızda 180 derecelik bir fark olacak demektir.
Bu nedenle bu fark ( yani 180 derece ) istikamet açımıza eklenerek ya da çıkartılarak geri istikamet açımız bulunur. Ekleme ya da çıkartma işlemini, istikamet açımızın değerine göre yaparız. Eğer istikamet açımızın değeri 180'den küçükse eklenir. 180'den büyükse çıkartılar. Bu durumu farklı şekilde söylersek, elinizdeki istikamet açısı değerinden 180 çıkıyorsa çıkartın çıkmıyorsa ekleyin. Bir örnek verelim;
İstikamet açınızın değeri 85 derece ise, geri istikamet açınız, 85 + 180 = 265 derecedir.
İstikamet açınızın değeri 200 derece ise, geri istikamet açınız, 200 - 180 = 20 derecedir.
Kullandığınız pusulada bu hesabı yapma derdinden sizi kurtaracak küçük bir çizgi bulunmaktadır. Bu çizginin adı "geri istikamet açısı okuma çizgi"sidir. Herhangi bir istikamet açısı belirlediğinizde, döner bilezik üzerinde, geri istikamet açısı okuma çizgisinin karşısında yazan rakam, belirlediğiniz istikamet açısının geri istikamet açısı değeridir.
İstikamet açısını belirlediğiniz anda, geri istikamet açınızı da bu çizginin karşısından okuyup bir yere birlikte not alırsanız, geri dönerken hesaplamak durumunda kalmazsınız. Ancak geri dönüş için daha kolay yollarda vardır. İşte size geri dönüşte izleyeceğiniz iki yöntem. Hangisi kolayınıza geliyorsa !

GERİ İSTİKAMET AÇISININ TAKİBİ

Geri istikamet açısının takibinde iki yöntem kullanılmaktadır.

AÇI BAĞLAMA YÖNTEMİ

Geri istikamet açılarınızı, ister geri istikamet açısı okuma çizgisi karşısından okuyarak, ister istikamet açılarınıza 180 ekleyerek ya da çıkartarak hesapladıktan sonra bulduğunuz değeri, döner bileziği çevirerek istikamet açısı okuma çizgisinin karşısına getirin. Daha sonra, pusula ibresinin kuzey ucu N işaretinin karşısına gelene kadar kendi etrafınızda dönün. İbre istediğiniz noktaya geldiği anda hareket yönü okunun gösterdiği yön, gideceğiniz yöndür. Bu yaptığınız işleme "açı ayarlamak" ya da "açı bağlamak" adı verilir.
Özetle, geri istikamet açınızı pusulanıza bağlayın ve yolunuza devam edin. Açı bağlama yöntemi, size herhangi bir istikamet açısı verilip izlemeniz istendiğinde kullanacağınız bir yöntemdir. Örneğin, çeşmenin yanına geldikten sonra 120 derece açı ile 5 dakika yürümeniz halinde yola ulaşacaksınız deniliyorsa; yola ulaşabilmek için yapmanız gereken işlem, 120 rakamını istikamet açısı okuma çizgisinin karşısına getirip, pusula ibresi kuzey ucu, N işaretinin karşısına gelene kadar kendi etrafınızda döndükten sonra ibrenin bu konumunu bozmaksızın pusula hareket oku yönünde 5 dakika yürümektir.

GÜNEY UCU TAKİP YÖNTEMİ

Bu yöntemde aynı geriden kestirme yönteminde yaptığımızı yaparız. Bu yöntem geri dönüşte kullanılabilecek en pratik yöntemdir. Çünkü bu yöntemde belli bir hesaplama yapmanıza gerek yoktur. Mademki aynı hat üzerinden geri dönülüyor, ya da başka bir söyleyişle 180 derece geri dönmemiz gerekiyor, o zaman pusulamızla birlikte öyle bir döneriz ki, pusulanın güney ucu, N işaretinin karşısına gelsin. Bu konumda 180 derece geri dönmüş oluruz. Güney ucunu N işaretinin karşısından ayırmadan, hareket yönü okunu takip ederek geri dönüşü gerçekleştirir ve başlangıç noktasına varabiliriz.

AÇI HATASI YAPARSANIZ NE OLUR ?

İstikamet açısını ya da geri istikamet açısını hesaplarken, hedefe iyi nişan alamamaktan kaynaklanan açı hataları yapabiliriz. Bu tür hatalar hedefe ulaşmanızı engelleyecek boyutta olabilir. Özellikle görüş alanının iyi olmadığı durumlarda daha vahim sonuçlara yol açabilir. Bir fikir vermesi açısından, 10 derecelik bir hatanın 1000 m. mesafede 100 m.'lik bir sapmaya neden olduğunu söyleyelim. Eğer 12 derecelik hata yaparsanız 1000 m. mesafede 200 m. hedefi şaşırırsınız.
100 ya da 200 m.'lik bir yanılma örneğin sisli bir ortamda hedefi görmeksizin geçmemize neden olabilir. Açı hatalarından en az zarar görmek için, istikamet açısı hesapladığımız her noktanın ( Buna durak diyelim ) altimetre ile rakımını ölçmek ve eğer varsa tanıtıcı bir özelliğini de ( Örneğin su kaynağının bulunduğu nokta gibi ) açı ile birlikte not almak yerinde olur. Böylelikle hedefi bulamama durumunda diğer tanıtıcı özellikleri de kullanabiliriz. Tabi ki altimetrenin hava koşullarına göre belli bir yanılma payının olduğunu da akıldan çıkartmamak gerekir.

PUSULANIZ İLE EĞİMİ ÖLÇEBİLİRSİNİZ

Eğer şekil 2'de tanıtımı yapılan tipte olduğu gibi, pusulanızın eğim ölçme donanımı varsa pusulanızla tırmanılan ya da inilen eğimi belirleyebilirsiniz. Karşılaşacağınız eğimi biliyor olmak özellikle de tırmanış sırasında doğru zamanlama yapabilmeniz açısından önemlidir. Ayrıca çığ tahminlerinde bulunabilmek için eğimi bilmek yerinde olur. Çünkü çığ, olasılığı belli eğimlerde daha fazladır. Örneğin 25 - 45 derece arası eğimler çığ açısından daha risk taşırlar.

EĞİMİN ÖLÇÜLMESİ

1 ) Pusulanın kapağını 180 derece olacak şekilde tam olarak açın.
2 ) Eğim ölçme kadranı üst çizgisini, istikamet ve geri istikamet açıları okuma çizgileri ile aynı hizaya gelene kadar döner bileziği çevirin.
3 ) Eğim ölçme kadranında fosforlu boya ile boyanmış " 0 " işareti, kadranın başlangıç noktasıdır. Bu nokta yere bakacak şekilde pusulanızı eğimini ölçmek istediğiniz zemine yerleştirin.
4 ) Pusulayı zemine yerleştirirken, pusula ince kenarı üzerinde duracak şekilde koyulmalıdır.
5 ) Siyah renkli eğim ölçme ibresinin karşısına gelen rakam, bulunulan noktanın eğimini gösterir. Tırmanış sırasında bu eğim + olarak, iniş sırasında ise - olarak ifade edilir.

DEKLİNASYON AÇISI NEDİR ?

Herhangi bir şeyi ölçmek için daima bir başlangıç değerine ihtiyaç duyulur. Yönü de rakamsal olarak ( Derece cinsinden ) ifade edebilmek için başlangıç değeri olarak, kuzey yönü kabul edilmiştir. Ancak üç tür kuzey yönü tanımlanmaktadır.
1) Gerçek Kuzey ( Coğrafi Kuzey ) -V- Kuzey kutbunun olduğu noktadır. Yer yüzünün herhangi bir noktasından kuzey kutbuna doğru yönelen doğrudur. Haritalarda ucunda yıldız işareti ile gösterilir.
2) Magnetik Kuzey ( Pusula Kuzeyi ) Pusulalarda kuzeyi gösteren ibrenin gösterdiği kuzey doğrultusudur. Haritalarda ucunda yarım bir ok işareti ile gösterilir. Yeryüzündeki magnetik alanlar bölgeden bölgeye farklılıklar taşır. Bu nedenle Magnetik kuzey, o an bulunulan noktaya göre değişiklikler gösterir.
3) Grid Kuzeyi ( Harita kuzeyi )
Haritalarda bulunan kuzey - güney çizgilerinin gösterdiği kuzey yönüdür. Haritaları dikine kesen bu çizgilerin başına GK harfleri koyularak belirtilir.

DEKLİNASYON AÇISI

Yeryüzündeki magnetik alanlar bölgeden bölgeye değişim gösterdiği için, Pusula ibresi de bu magnetik alanların etkisi ile sapma yapar ve gerçek kuzeyi göstermez. Pusulamıza baktığımızda ibrenin gösterdiği kuzey yönü, bu nedenle gerçek kuzeyden doğu ya da batı yönünde biraz farklılık gösterir. İşte bu farka deklinasyon Açısı ( Sapma açısı ) denir.
Özetle gerçek kuzey ile, magnetik kuzey arasındaki açı deklinasyon açısıdır. Deklinasyon açısı, içinde bulunulan coğrafi bölgeye göre ve ayrıca yıldan yıla da değişim gösterir. Aynı zamanda Grid kuzeyi ile magnetik kuzey arasında da bir deklinasyon mevcuttur. Haritaların üzerinde bu konuda bilgiler bulunur. Bu bilgileri kullanarak deklinasyon değerleri hesaplanır ve istikamet açıları belirlenirken eklenerek ya da çıkartılarak dikkate alınır. Ülkemizde batıya doğru yaklaşık 2 derecelik deklinasyon mevcuttur. Bu durumda 2 derecenin hesaplanan istikamet açısından çıkartılması gerekir.
Deklinasyon açısı, pek büyük bir değer olmamakla birlikte eğer harita üzerinde yön belirliyorsak, hesaplanması ve pusulanın buna göre ayarlanmasında yarar vardır.

PUSULANIZIN DEKLİNASYON AYARINI NASIL YAPACAKSINIZ ?
İki tür ayar yapılabilir.

SABİT AYAR

Bunun için pusulanızın döner bileziği üzerinde ya da arka tarafında küçük bir vida bulunur. Deklinasyon ayarı bu vida kullanılarak yapılır. Vida, sağa ya da sola hafifçe çevrilerek ayarlama gerçekleştirilir. Bu ayarlama sonucu pusula yuvası içindeki kuzey - güney çizgileri deklinasyon açısı kadar hafif eğilmiş olur. Bu eğme işlemi gerçekleştirilirken eğim ölçme kadranındaki rakamlardan yararlanılır. Eğme işlemi tamamlanınca vida sıkıştırılarak bu durum sabit hale getirilir.

GEÇİCİ AYAR

Bu yöntemde vida ile hiç oynanmaz. Haritadan deklinasyon değeri hesaplanır. Eğer batıya deklinasyon varsa döner bilezik deklinasyon değeri kadar saat yelkovanı dönüş yönünde çevrilir. Böylece belirlenen istikamet açısından, bu değer çıkartılmış olur. Türkiye'de deklinasyon değeri çok küçük olduğundan dağcılar tarafından genellikle ihmal edilmektedir. Zaten harita üzerinde çalışılmıyorsa yani doğada hedefi gözle belirliyorsak pusulamızda deklinasyon ayarı yapmaya gerek yoktur.

YÜRÜYÜŞ KROKİLERİNİN HAZIRLANMASI

Eğer doğada pusula ile istikamet açıları hesaplayarak bir yürüyüş gerçekleştiriyorsak, bu bilgileri bir kroki ya da tablo şeklinde yazabiliriz. Normalde bu kroki harita üzerinde işaretlenerek çıkartılır. Ancak haritamız yoksa, bu bilgileri bir tablo halinde not alabiliriz. Aşağıda örnek bir tablo çıkartılmıştır.

İstikamet
Doğrultusu

Uzaklık(Metre)

İstikamet Açısı (Derece)

Geri İstikemet Açısı

Rakım
1

Rakım
2

Ulaşım Süresi
(Dakika)

Notlar

AB

300

75

270

1600

1800

15

KampGöl

BC

500

120

300

1800

2100

25

GölKayalık

CD

800

150

330

2500

3000

120

KayalıkSu Kaynağı

DE

400

40

220

3000

3300

90

Su kaynağıSırt

EF

250

320

140

3300

3600

30

SırtZirve

Tabloda yer alan uzaklık değeri, eğer haritanız varsa ölçülerek hesaplanır. Harita yoksa kısa mesafeler için adım sayma yolu ile hesaplanır. ( Bir adım ortalama 75 cm. olarak hesaplanır ) Adım sayılamayacak kadar uzun mesafeler için tahmini değer kullanılabilir.

TRAVERSE

Pusula kullanma ve doğada yön bulma yeteneğimizi geliştirmek için sadece pusula kullanarak önceden belirlenmiş bir parkur üzerinde yapılan yön bulma işlemidir. İstikamet açıları ve birbirlerine olan uzaklıkları verilen çeşitli istasyon noktaları arasında belli bir başlangıç noktasından başlanıp parkur tamamlanmaya çalışılır.

ORIENTEERING

Traversin daha geliştirilmiş bir şeklidir. Haritası özel olarak hazırlanmış bir parkur üzerinde, zamana karşı bir doğa sporu olarak yapılır. Orienteering'e katılanlar, daha önceden bilgi sahibi olmadıkları bir parkur üzerinde, önceden belirlenmiş olan kontrol noktalarını, sadece pusula ve harita kullanarak en kısa zamanda bularak parkuru tamamlamaya çalışırlar.
İlk kez 1918 yılında İsveç'de bir spor dalı olarak başlatılan Orienteering, kelime kökeni olarak da İsveçe'dir. Daha sonra Avrupa ve dünyada da yaygınlık kazanan bu spor, ülkemizde uzun yıllar sadece ordu bünyesinde yapılmıştır. Son yıllarda İstanbul ve Ankara'da bu sporu yapan orienteering grupları kurulmuştur. Bu gruplar bugün çeşitli etkinlikler sürdürmektedirler.
Orienteering için 1/10.000 ya da 1/ 15.000 ölçekli özel olarak hazırlatılan haritalar kullanılmaktadır. Bu haritalar, aynı ölçekteki coğrafi haritalara göre çok daha detay bilgiler içermektedir. Bu haritalar olmaksızın bu spor yapılamamaktadır. Orienteering grupları, bölgelerinin bu tür haritalarını işin uzmanı olan haritacılara hazırlatarak üyelerinin kullanımına sunmaktadırlar.

Kaynak : Yavuz İşçen

ISRAIL, MADARA OLDU; EH ARTIK BOL KAN DOKER REZILLER!

Yenilmez!!! Israil'in iki hafta icinde 3uncu askeri de kacirildi. Hizbullah tarafindan kacirilan askeri icin cok kizan Israil de Lubnan'a girdi ve bombalamaya basladi...

Israil Başbakan Olmert, seferberlik ilan ederken Lübnan'ı yaşananlardan sorumlu tuttu. Olağanüstü toplanan İsrail güvenlik kabinesi, yedekleri askere çağırmaya başladı. İsrail, Lübnan sınırında bulunan askerlerine ek olarak da altı bin askerini daha sınıra yığmaya başladı.

Bu arada İsrail tanklarının Lübnan ile aradaki tampon bölgeyi bir türlü geçemediği belirtiliyor. İsrail radyosuna konuşan üst düzey bir askeri yetkili, ”Hizbullah bizi sürprizle karşıladı” dedi. Üst düzey yetkilinin, ayrıca Lübnan sınırının mayınlarla döşemiş olduğunu, İsrail tanklarının henüz sınırdan girmediğini ve özel timlerle Hizbullah üyeleri arasında çatışmalar çıktığını söylediği belirtildi.

İsrail Savunma Bakanı tarafından sorumlu ilan edilen Lübnan'dan ise bir yetkili, Turizm Bakanı Joseph Sarkis'ten sert bir karşılık geldi. Sarkis, İsrai
l'in saldırması durumunda tüm Lübnan kuvvetlerinin direniş örgtüleriyle birlik olarak İsrail'e karşı savaşacağını duyurdu. Sarkis, Lübnan hükümetinin ilerleyen saatlerde konuyla ilgili açıklama yapacağını da söyledi.

HAMAS ise yaptigi aciklama ile Hizbullahi tebrik ettigin bildirdi...


Israil, madara oldu; simdi her tarafa bomba yagdirip, her tarafi kan golune dondurur; bunun ismi de "esir kurtarma-mesru mudafaa" olur...


Olur olur da, tepelerine yagacak bombalar da HEDIYESI olur:))
Cehenneme kadar yollari var!

Ortadogudan "ISRAIL DEVLETI" SILINECEK; bu kadar!

Bu isin baska caresi yok!


OYLESINE LAF@
oylesinelaf@mynet.com

Yine Bush:))


Rezili bir de boyle gorun; unutmadan bir yerde takili kaldi mi, mause ile tutun cekin, zevkli oluyor:))


OYLESINELAF@
oylesinelaf@mynet.com

MESCID-I AKSA'YI GEZIN.


Mescid-i aksa'nin icinde gezinti...
Gidemeyenler icin -benim gibi- agiz tadi:))
Tiklayin; fare/mouse'u hareket ettirdikce gezeceksiniz...


OYLESINELAF@

BUSH'UN GERCEK YUZU...


Amerikan Baskani G.W. Bush'u hep boyle gorduk; sekildeki gibi:))
Ama gercek yuzunu gormek isterseniz, hemen tiklayin...
Bunlar HALK DUSMANI; orada goeceksiniz...




OYLESINELAF@

oylesinelaf@mynet.com

Monday, July 10, 2006

"MUHAMMED" KELİMESİNDEKİ “HİKMET-İ FERDÎYYE”

Sivrisinek viziltisindan daha fazla bir “yer” isgal etmeyen “Efendi” isimli kitabda, hakkinda atilip tutulan Seyh-ul ekber Hazretlerinin “Fusus-ul Hikem” isimli “hikmetler demeti”nden sadece biri, “son hikmet”, “Muhammed kelimesindeki Ferdi Hakikat”i buraya asiyorum.

Cahil ve cuhela; tasavvufdan anlamadan, tasavvufa karsi cıkanlara karsi cikmaya calisanlarin da okumasi icin… Hikmetler… OYLESINELAF@

----------------------------


MUHAMMED KELİMESİNDEKİ “HİKMET-İ FERDÎYYE”

Bütün bir insan türünde varolanların en kâmili olmasından dolayı, onun hikmeti tek’lik [ferdiyyet] oldu; ve yine bundan dolayı, iş onunla başladı ve onunla sona erdi. Âdem henüz suyla balçık arasındayken, o Nebi’ydi; unsursal oluşumuyla da Son Nebi oldu.

Üç, tek olanların [efrad] ilkidir; ve, bu tek olanların ilkinden (yani, üçten) birbiri ardınca çoğalan diğer bütün tek olanlar ise, (bu tek olanların ilki olan) üçün açılımlarıdırlar [teferruat]. Bundandır ki, (yani, teklerin –bireylerin– ilki olmasından dolayıdır ki) O, Rabbine ilk delildir. Ve kendisine, Âdem’in adlandırdığı bütün (ilahi) kelimelerin [cevami’ül-kelim] verilmiş olmasıyladır ki, (bu kelimelerin –yani Bir’in şuunatının– üç asıldan dallanıp budaklanmasına istinaden sahip olduğu) kendi üçlüğünde [teslis] delile benzeşik oldu. Ve onun kendisi, kendinin delili oldu. Ve Muhammed’in (sav) hakikatı, üçlü bir oluşum olmasından dolayı ilk tekliği [ferdiyyet] ortaya çıkardı. Ve o, varlığın aslı olan muhabbete ilişkin olarak, bu üçlüğünden dolayıdır ki, “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi..” dedi. Sonra kadınları ve güzel kokuyu andı ve namazın gözünün aydınlığı kılındığını söyledi.

İlk olarak kadınları andı ve namazı en sona bıraktı. Bu, kadının kendi ayn’ının zuhurunun aslında erkeğin bir parçası olmasından dolayıdır; ve bu, insanın Hakk’ın zuhurunun bir kısmı olması gibidir. İnsanın kendini bilmesi Rabbini bilmesinden önce gelir ve Rabbini bilmesi, kendini bilmesinin sonucudur. Böylece O, “Kendini bilen Rabbini bilir” demiştir. Dilersen, bilmeye ve erişmeye güç yetirilemeyeceğini [acz] söyleyebilirsin, çünkü O’nun bilinmesine ilişkin olarak böyle söylemek yerindedir [caiz]; veya, dilersen, O’nun bilinebilir olduğunu söylersin. Bunların ilkine göre, eğer kendini (gaybî hakikatı itibarıyla) bilmediğini biliyorsan, gerçekte Rabbini bilmiyorsundur. Ve ikincisine göre de, eğer kendini biliyorsan, o halde, Rabbini biliyorsundur.

İmdi, Muhammed (sav) Rabbine en açık delil oldu ve alemin herbir parçası kendi aslı olan Rabbine bir delildir, öyleyse anla! Ve ona ancak kadınlar sevdirildi ve o da kadınlara şevk duydu [müştak] — ki bu, bütünün [küll] kendi parçasına [cüz] şevk duyması türündendir. İmdi o, bu haber ile, Hakk’ın bu unsursal oluşuma ilişkin olarak, “Ve ona ruhumdan üfledim” [Hicr Suresi, 15/29] sözündeki işin aslını Hak tarafından zahir kıldı. Sonra Hak, Kendi nefsini insana kavuşmaya güçlü [şedid] bir şevk duyuyor olarak nitelendirdi ve kendisine şevk duyanlar hakkında, “Ey Davud, Benim onlara duyduğum şevk daha da güçlüdür [şedid]” dedi. Ve O’nun bu şevki, katışıksız ve mahrem bir kavuşma [lika-i hâs] içindir. Çünkü Resulallah (sav), Deccal’a ilişkin bir hadisinde, “Ölmedikçe, hiçbiriniz Rabbinizi göremezsiniz” dedi.

Böyle olunca, bu şekilde (yani, böylesi yeğin bir şevk duyuyor olmakla) nitelenene (yani, Hakk’a) şevk duyulması kaçınılmazdır. Dolayısıyla da, Hakk’ın bu yakın olanlara (yani, kendisine şevk duyanlara) –kendilerini görüyor olmakla birlikte– şevk duyuyor olması apaçık bir durumdur [sabit]. Böylece Kendisini görmelerini arzu eder [muhabbet] — ki onları bundan alıkoyan dünya makamıdır.

İmdi, O’nun (Davud’a yönelik) bu sözü, tıpkı –biliyor olduğu halde– “ta ki bilelim” demesinde olduğu gibidir. Öyleyse O, ancak ölümle birlikte varlık bulacak olan bu özgül sıfata (yani, Kendisinin müşahede olunmaklığına) şevk duyar. Ve onların O’na duydukları şevk ancak ölümle diner. Ve Hak Teala, buna ilişkin olarak şu tereddüdünü dile getirdi: “Mü’min bir kulumun canını alırken tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmem. Ben onu incitmekten duyduğum nefret ölçüsünde o da ölümden nefret eder; ama Bana kavuşması kaçınılmazdır.” Böylece O, ölümü anarak onu (mü’min kulunu) kederlendirmemek için “ölmesi kaçınılmazdır” demek yerine, ona Kendisine kavuşma müjdesini verdi. Resul’ün, “Ölmedikçe, hiçbiriniz Rabbinizi göremezsiniz” sözündeki gibi, insanın Hakk’a kavuşması ancak ölümle birlikte olduğu içindir ki, Allahu Teala “Bana kavuşması kaçınılmazdır” dedi. Ve Hakk’ın duyduğu şevk, bu nisbetin (yani, ölüm sırasında ortaya çıkan görme nisbetinin) varlık bulması içindir.

Sevgili beni görmeyi nasıl da arzuluyor
Ama benim duyduğum arzu daha da çok
İkimiz de elemliyiz, ama kavuşma vakti henüz gelmedi
Ben sızlanmaktan şikayetçiyim, O da öyle.

O, insana Kendi ruhundan üflediğini söyledi; böylece, O’nun duyduğu şevk ancak Kendisine’dir. Kendi ruhundan olmasıyla, onu Kendi suretinde yarattığını görmez misin? İnsanın oluşumu bedendeki, “karışımlar” [ahlat] olarak adlandırılan dört unsurdan oluştuğu için; bedende bulunan rutubetten dolayı, O’nun üflemesi, nefste bir tutuşma meydana getirdi. Böyle olunca, oluşumu dolayısıyla, insandaki ruh, ateş oldu. Bundandır ki, Allahu Teala Musa’yla, ancak ateş suretinde konuştu; ki, (ateş aramak için yola çıkmış olan) Musa’nın peşinde olduğu da bu ateşti. Eğer insanın oluşumu (katışıksız bir şekilde) tabii olsaydı, ruhu nurdan olurdu. Allahu Teala, “üfleme” biçimindeki örtük ifadeyle, bu ruhun Rahman’ın Nefesi’nden geldiğine işaret eder. Ve bu Nefes’in üflenmesi sonucunda da, insanın ayn’ı zahir olur. Bundandır ki, Kendisine ruh üflenenin (oluşumundaki unsurların) istidadından dolayı, tutuşma nur değil de, ateş oldu. Dolayısıyla, insanı insan kılan şeyde (yani, kendisine üflenen ruhta), Hakk’ın Nefesi bâtın oldu.

Sonra Allahu Teala, onun kendi sureti üzere olan ve ona iştiyak duyan bir diğer kişiyi ortaya çıkardı ve buna “kadın” adını verdi. Ve kendi sureti üzere zahir olduğundandır ki, kadına iştiyak duydu — bu, kendi nefsine duyulan iştiyaktır. Ve kadın da, ona şevk duydu — bu da, kendi yurduna duyulan iştiyaktır. İmdi, ona kadın sevdirildi, çünkü Allah Kendi sureti üzere yarattığını sevdi ve bundan dolayıdır ki, güçleri [kadr] ve menzilleri azim ve tabii oluşumları yüce olduğu halde, nuranî melekleri onun önünde secde ettirdi. İmdi, ilişki buradan ortaya çıktı ve suret, ilişki yönünden en büyük, en yüce ve en mükemmel olandır. Bu, çift [zevc] olmadır, yani Hakk’ın varlığının kutupsallaşmasıdır [şef] — tıpkı bir kadının, varlığıyla, erkeği kutupsallaştırması [şef] gibi. Böylece Hak, erkek ve kadın üçlüsü zahir oldu. Kadın, kendi aslı olan erkeğe nasıl iştiyak duyduysa, erkek de, kendi aslı olan Rabbine iştiyak duyar. Böyle olunca, Allahu Teala, Kendi sureti üzere olanı nasıl seviyorsa, Rabbi ona kadınları sevdirdi. Ve sevgi, ancak varlığının kendisinden olduğuna [tekevvün] yöneliktir. Hal böyle olunca, erkek, varlığının Kendisinden olduğunu [tekevvün], yani Hakk’ı sever. İşte bu nedenledir ki, “bana sevdirildi” demiştir ve duyduğu sevgi, sureti üzere olduğu Rabbine ilişkilenmiş olduğundan, “severim” dememiştir — hatta kendi hanımına sevgisinde bile. Çünkü hanımını –Allah’ın kendisini sevmesi vasıtasıyla– ilahî hallenimden [tahalluk-ı ilahî] dolayı sevdi.

Bir erkek, bir kadını sevdiğinde, ona kavuşmak ister, yani aşkın amacı olan kavuşmayı diler ve insanın unsursal oluşum suretinde eşlerin birleşmesinden daha büyük bir vuslat yoktur. Ve bundandır ki, şehvet bütün bir bedenine yayılır. Ve bundan dolayı, kendisine gusletmesi emrolundu. Böylece, şehvetin ortaya çıkışıyla kadındaki hiçliğe erme [fenâ] genel olduğu için, temizliğin de genel olması gerekti. Allah, kulunun Kendisinden başkasında haz bulabileceğini [iltizaz] sanmasını kıskanır, böylece O, kulunu, Hakk’a dönebilsin ve hiçliğe erdiği [fenâ] kadından doğru Kendisine bakabilsin diye gusülle arındırır; çünkü kadında gördüğü O’ndan başkası değildir.

Erkek, Hakk’ı kadında müşahede ettiğinde, (Hakk’ın kadında edilgin bir tarzda zuhur etmiş olmasından dolayı) O’nu (zuhurunun) edilgin [münfail] olmaklığında görür. Öte yandan Hakk’ı, kadının kendinden zuhur etmiş olması (yani, kendinden bir parça olması) dolayısıyla, kendi nefsinde müşahede ettiğinde, O’nu (Hakk’ın kadındaki-kendinde etkin bir tarzda zuhur etmiş olmasından dolayı) etkin [fail] olmaklığında görür. Ne var ki, O’nu, kendisinden olanın [mütekevvin] suretini aklına [istihzar] getirmeksizin müşahede ettiğinde, O’nu doğrudan Hak’tan edilgin [münfail] olmaklığında görür. Ne var ki, erkek Hakk’ı en eksiksiz ve en kâmil olarak kadında görür [şuhud], çünkü bu şekilde Hakk’ı hem etkin [fail] olmaklığında hem de edilgin [münfail] olmaklığında müşahede eder. Öte yandan, Hakk’ı yalnızca kendinde müşahede ettiğinde, O’nu ancak edilgin olmaklığında görür [şuhud].

Bu nedenledir ki, Resul, Hakk’ın kadınlarda kâmil bir şekilde görülmesinden [şuhud] dolayı, onları sevdi [muhabbet]. Hak, hiçbir zaman maddeden soyut olarak sonsuza dek müşahede edilemez, çünkü O, Kendi Zatı’nda alemlerden ganidir. Hakk’ın görülmesi bu yönden olanaksız olup, bu ancak maddede sözkonusudur ve Hakk’ın kadınlarda [nisa] görülmesi [şuhud], Hakk’ı görmenin [şuhud] en azim ve en kâmil olanıdır. Ve en büyük kavuşma [vuslat] da cinsel birleşmedir. Ve bu, Hak Teala’nın, Kendi Halifesi kılmak ve böylece onda Kendi nefsini görebilmek için Kendi suretinde halk ettiğine yönelik ilahi yönelime benzer. İmdi, ona şekil verdi, onu düzgün kıldı, ve ona Kendi Nefesi olan ruhundan üfledi. Böyle olunca, onun zahiri halk ve batını da Hak’tır. Bu nedenle Allah, onu (yani, ruhu) bu bedeni yönetmeklikle nitelendirdi. Ve Allahu Teala varlığı semadan yönetir ve sema, arza nisbetle yücedir ve arz ise erkânın aşağısı olduğu için aşağıların en aşağısıdır.

Resul (sav), kadınları “nisa” olarak adlandırdı ve “nisa” tekili olmayan çoğul bir sözcüktür. Bundan dolayı, “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: kadınlar [nisa]..” buyurdu, “kadın” [mir’e] demedi. Böylelikle, varlıkta kadınların [nisa] erkeklerden sonra gelmelerine riayet etti. Gerçekte “nüset,” “geciktirme” demektir. Allahu Teala, “Geciktirme küfürde aşırı gitmektir” [Tevbe Suresi, 9/37] buyurdu ve veresiye, yani “geciktirerek” satmak da böyledir. Böylece, “kadınlar” demiştir. Onları sevmesi ancak mertebelerinden dolayıdır ve onlar edilginlik [infial] mahallidirler. Kadınların erkeğe nisbeti, Tabiat’ın (Küllî Nefs’in) Hakk’a olan nisbeti gibidir — ki Hak, iradî yönelim ve İlahi Emir’le, alemin suretlerini Tabiat’ta (Külli Nefs’te) açımlamıştır. Ve bu iradî yönelim ve İlahi Emir, unsursal suretler aleminde eşlerin birleşmesi [nikah], nurani ruhlar aleminde himmet ve manalar aleminde çıkarım için öncüllerin düzenlenişidir.

O halde herkim kadına bu sınır içerisinde sevgi [muhabbet] duyacak olursa, bu ilahi sevgidir. Her kim kadınlara tabii şehvet yoluyla sevgi duyacak olursa, bu şehvetin ilmi onda eksik kalır. Bu kimseler için sevgi duydukları kadın, ruhtan yoksun bir surettir; her ne kadar bu suretin gerçekte bir ruhu olsa da, hazzın kime olduğunu bilmeksizin, eşine veya başka bir kadına yalnızca ondan haz almak için dokunan kişi açısından (bu yöneldiği suretin ruhu) yoktur. Böylece, bu kimse nefsini (kendi nefsinin ilahi zuhur mahallerinden bir mahal olduğunu ve ilahi sevgi ile haz aldığını ve Hakk’ın kadında etkinlik ve edilginlik ile müşahede olunduğunu) bilmez, tıpkı başka birinin –kendisi ona söylemedikçe (yani, ona “ben kadınlara yönelik sevgide, ilahi sevgiyle haz alırım” demedikçe)– bilmediği gibi. Nitekim, (ariflerden biri) şöyle demiştir: “Benim aşık olduğumu düşünmekte haklılar; öyle ama, kime aşık olduğumu bilmiyorlar.” Bunun gibi, (arif olmayan) bir başkası da, hazza sevgi duyar ve sonuçta haz aldığı mahalle, yani kadına sevgi duyar — ama, meselenin ruhu kendisinden örtülü [gaib] kalır. Eğer bilseydi, kimden zevk aldığını ve zevk alanın kim olduğunu bilirdi; ve kâmil olurdu.

Nasıl ki kadınlar, Hak Teala’nın, “Erkeklerin onlar üzerinde bir dereceleri vardır” [Bakara Suresi, 2/228] sözünde belirttiği gibi, erkeklerden daha alt bir derecede bulunuyorlarsa, erkekler de kendilerini Kendi sureti üzre yaratan [inşa] Hak’tan –O’nun sureti üzre yaratılmış olsalar bile– daha alt bir derecededirler. İşte bu dereceyledir ki, Hak, erkeklerden ayrışık oldu ve bununla alemlerden gani ve ilk eyleyici [fail-i evvel] oldu. Çünkü suret (yani, bu bağlamda, taayyün-i evvel mertebesi) ikinci eyleyicidir [fail-i sani]. Dolayısıyla Hak için sözkonusu olan evveliyet, suret için sözkonusu değildir. Böyle olunca, aynlar, mertebeler halinde birbirinden (belirli niteliklerle) ayrıştı. Ve (aynların hakikatlerini bilen) her arif kişi, Hak sahibi olan herbir şeye (yani, herbir ayn’a) hakkını verdi. İşte bunun içindir ki, Muhammed’in (sav) kadınlara sevgisi, Allah’ın sevdirmesiyle oldu. “O, her şeye halkını verdi” [Taha Suresi, 20/50] — ve bu da onun (yani, o ayn’ın) Hakk’ının ta kendisidir. O halde, bu Hakk’ı her şeye ancak hakettiğince verdi — ki hakeden de, bunu kendi zatıyla hak etti.

Ve (Resulallah kendisine sevdirilen şeyleri anarken) kadınları öne aldı, çünkü kadınlar edilginlik mahallidirler. Nitekim (dişil nitelikte olan) tabiat (da) kendisinden suret ile varolan şeylerden önce gelir. Ve tabiat gerçekte ancak Rahmanî Nefes’tir. Çünkü Nefes, heyulanî cevherde, özellikle (de) yıldızlar aleminde yayındığı için, ona alem suretlerinin yücesi ve aşağısı [ala ve esfel] üflendi. Fakat Rahmanî Nefes’in nurani ruhlar aleminde ve arazlarda yayınımına gelince, buradaki yayınım başkadır.

Sonra, Resulallah (sav) bu (“Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi..”) hadisinde dişil olanı eril olana üstün [galib] kıldı — ve bu şekilde kadınlara ihtimam gösterdi. Böylece “üç” derken ancak dişil çoğulluk için kullanılan “selas” kelimesini kullandı. Ne var ki (saydığı üç şey, yani “kadınlar,” “güzel koku” ve “namaz” kelimelerinden) biri, yani “güzel koku” [tîb] kelimesi erildir ve Araplar’ın adeti her zaman için eril olana öncelik vermektir. (Dolayısıyla –Arapça’nın bu temel kuralı göz önünde bulundurulursa– Resulallah’ın “selas” yerine, eril olana öncelik vererek “selase” demesi gerekirdi.) Örneğin, Arapça’da “Fatmalar’la Zeyd çıktılar” denildiği zaman, fiil dişil olarak değil, eril olarak söylenir; yani erkeğin tek ve kadınların birden fazla olmalarına karşın, fiil yine de dişil değil, eril olarak kullanılır. Halbuki Resul, Arap’tır (ve dolayısıyla Arapça’nın bu kuralını bilmediğinden değil, başka bir şeye işaret etmek için, bilerek böyle kullandı). İmdi Nebi (sav), kadınlara yönelik sevgisinin kendi nefsinin bir tercihi [ihtiyar] olmadığına işaret etti. Böylece Allah, ona bilmediği şeyi öğretti. Ve (kadınların, insan türünün varlığının aslı olduğu ve edilginlik mahalli olduğunu öğretmesiyle ve bu şekilde kadınları sevdirmesiyle) Allahu Teala’nın ona verdiği lütuf çok büyük oldu. Resulallah’ın (sav) dişili eril olandan üstün tutması işte bu nedenledir. Resulallah (sav) hakikatleri nasıl bilmekte ve her şeyin hukukunu nasıl gözetmektedir, bir bak!

Daha sonra, son söylediğini (yani, namazı) dişil olmaklığı itibarıyla ilkine (yani, kadınlara) benzer kılarak, bu ikisinin arasına eril olanı (yani, güzel koku anlamına gelen “tîb”sözcüğünü) koydu. “Kadınlar”la başladı ve “namaz”la bitirdi ve bunların her ikisi de dişildir ve (eril bir terim olan) güzel koku bunların arasındadır — tıpkı (iki dişil arasında bulunan) kendi varlığında olduğu gibi. Çünkü erkek, kendisinden zuhur ettiği Zat ile (ki bu dişil bir terimdir) kendisinden zuhur eden kadın arasında bir yerdedir. Böylece o, biri gerçekten dişil ve diğeri itibarî olarak dişil olan iki dişil ayn arasındadır. Böylece, “nisa” gerçekten dişil, “salat” kelimesi ise itibarî olarak dişildir. “Güzel koku”ya gelince, bu kelime, bu ikisi arasına, Âdem’in, her şeyin Kendisinden varolduğu Zat ile, mevcudiyeti (Âdem’in) kendisinden olan Havva arasında olması gibi, (eril olarak) yerleştirilmiştir. İmdi, eğer dilersen (Âdem’in varlık sebebi) “sıfattır” dersin, ve eğer dilersen (ilahi) “kudrettir” dersin — ki her ikisi de (zat gibi) dişildir. Böylece, hangi mezhepten olmak istersen ol, ancak dişil olanı önde gelir bulursun. Hatta, alemin varlığında Hakk’ı “sebep” [illet] olarak ele alanlar için bile bu böyledir — çünkü “illet” kelimesi de dişildir.

Ve Resulallah’ın (sav) güzel kokuyu anmasındaki ve bunu kadınlardan sonra anmasındaki hikmete gelince: Bunun hikmeti, kadında yaratılış [tekvin] kokusu olmasından dolayıdır. Çünkü, atalar sözünde denildiği gibi, “Kokunun en güzeli sevgiliyle kucaklaşmadadır.” Muhammed (sav) (bütün bir taayyünatın mebdei olarak) katıksız bir kul olarak yaratıldığında, hiçbir zaman efendilik peşinde olmadı — (ilahi tasarruflar için) edilgin [münfail] olmaklığıyla, (uluhiyet hazretinde) secde edici ve (rububiyet kapısında) kıyamda durucu olmaktan başka bir şey yapmadı. Ve Allahu Teala ondan (yani, taayyün-i evvel olan bu hakikat-ı Muhammediye’den) yaratacağı [tekvin] şeyi (yani, bütün bir mükevvenatı) yarattığında [tekvin], ona etkin olmaklık rütbesini ve (varoluşun) en güzel kokuları olan Nefesler aleminde etkide bulunmaklığı vermiştir. Bundandır ki ona güzel koku sevdirilmiştir. İşte bundan dolayı, güzel kokuyu, kadınlardan sonra anarak Hakk’ın, “O, derecelerin yükseğidir” [Mümin Suresi, 40/15] sözüyle ortaya koyduğu derecelenmeyi gözetti. Çünkü Hak Teala Arş’ın üzerine Rahman İsmi ile oturmuştur. O halde, Arş’ın ihata edip de ilahi rahmetin isabet etmediği hiçbir kimse yoktur. “Rahman Arş üzerine istiva etti” [Nur Suresi, 24/26] ve Arş her şeyi içerisine alır ve Arş’ın üzerine oturmuş olan Rahman’dır. İmdi, alemde Rahman’ın hakikatı ile rahmetin yayınımı gerçekleşir. Biz bundan hem bu kitapta hem de Fütühat-ı Mekkiye’de söz ettik.

Hak Teala, güzel kokuyu (“tîb,” aynı zamanda iyilik ve temizlik anlamına da gelir) Hz. Ayşe’nin masumiyetini beyan eden Kur’an ayetinde, kadın ve erkek arasındaki nikaha ilişkin olarak kullanılmıştır: “Habis kadınlar habis erkeklere, habis erkekler habis kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler temiz kadınlara yaraşırlar. Onlar (yani, Resulallah’ın eşleri) kendileri hakkında söylenenlerden berîdirler” [Nur Suresi, 24/26]. Hak Teala temiz [tayyib] olanların kokularını güzel kıldı. Çünkü söz nefestir ve nefes de güzel kokunun ta kendisidir. Böylelikle nefes söz biçiminde ağızdan çıktığında, tayyib olan kimseden tayyib ve habis olan kimseden de habis olarak dışarı çıkar. İlahi Nefes olmaları itibarıyla, bütün nefesler tayyibdir. Övülesi [mahmud] ve yerilesi [mezmum] olmaları itibarıyla da tayyib ve habistirler. Sarmısak hakkında Resulullah Efendimiz (sav), “Ben sarmısağın kokusunu kerih görürüm” buyurdu, yoksa, “Ben sarmısağı kerih görürüm” buyurmadı. Böylece, bir şeyin ayn’ının kerih olduğundan söz edilemez, ancak ondan zahir olan şeyin kerih olmasından söz edilebilir. Ve çirkinlik [kerahet], bir şeyin örfe uygun olmamasında, tabiata uygun olmamasında, bir maksada uygun olmamasında, Şeriat’a uygun olmamasında veya bir şeyin kemal düzeyinden noksanlık derecesine düşmesindedir. Bu sebepler dışında bir şeyin kerih görülmesi sözkonusu değildir.

Az önce ortaya koyduğumuz gibi, İlahi Emr habis ve tayyib olmak üzere ikiye ayrılmasıyla, Resulallah’a (sav) habis şeyler değil, tayyib olan şeyler sevdirildi. Ve o, meleklerin habis kokulardan tiksinti duyduklarını söyledi; insanın unsursal oluşumunda kötü koku bulunduğundan dolayı –ki insan kokuşmuş çamurdan yaratılmıştır– melekler insanın tabiatını kerih görürler. Öte yandan, benzer bir şekilde, pislik böceği de, mizacı gereği, gülün kokusundan rahatsız olur — halbuki, gülün kokusu güzeldir. Benzer şekilde, manen ve suret olarak pislik böceğinin benzeri bir mizacı olan kimseler hakkı işittiklerinde, ondan rahatsız olurlar ve batıldan hoşlanırlar. Hak Teala onlar için, “Onlar ki, batıla inandılar ve Allah’ı inkar ettiler” [Ankebut Suresi, 29/52] buyurmuştur. Ve Hak Teala onları, hüsranda olan kimseler olarak nitelendirdi: “İşte onlar nefslerine yazık eden hüsran ehlidirler” [Ankebut Suresi, 29/52]. Çünkü habis’i, tayyib’den ayırdedemeyen kimse idraktan yoksundur.

İmdi, Resulallah’a (sav) ancak tayyib olan sevdirildi — ki varlıkta ancak tayyib olan vardır. Ve alemde yalnızca tayyib olanı bulup, habis olanı bilmeyen bir mizacın varlığı düşünülebilir mi yoksa düşünülemez mi diye sorulacak olursa, biz böyle bir şey olmaz deriz. Çünkü biz kendisinden alemin zahir olduğu asılda –yani Hak’ta– böyle bir mizac görmedik. İmdi, biz Hakk’ı kerih görür ve sever bulduk — ve “habis” kerih görülen ve “tayyib” ancak sevilen şeydir. Ve alem, Hakk’ın sıfatı üzeredir.

İnsan ise iki suret (Hakk’ın ve alemin sureti) üzeredir. Dolayısıyla alemde herşeyde ancak tek bir şeyi (yani, yalnızca habisi veya yalnızca tayyibi) idrak eden bir mizac bulunmaz. Olsa olsa, bir şeyin deneyimleme ile habis ve deneyimleme olmaksızın (yani, uzaktan görünüş itibarıyla) tayyib olduğunu bilmekliğiyle, habis olandaki tayyib olanı idrak eden bir mizac bulunur. Böyle olunca, ondaki tayyib olanın idrakı, ondaki habis olanı duyumsamaktan onu alıkoyar. Ama bunun olması azdır. Ama alemden, yani kevn’den habisliğin kaldırılması hiç kuşkusuz sahih değildir. Ve habis ve tayyibde Allah’ın rahmeti vardır. Ve habis, kendi açısından tayyibdir ve tayyib olan şey onun açısından habistir. Dolayısıyla varlıkta, bir yönüyle belli bir mizaç için habis olmayan hiçbir şey yoktur — ve bunun tersi de böyledir.

Ve kendisiyle tekliğin [ferdiyyet] kusursuz hale geldiği üçüncü şey namazdır. Bundandır ki, Resulallah (sav), “Benim göz aydınlığım namazdır” buyurdu. Çünkü namaz müşahededir ve böylece Allah ile kul arasında bir münacattır. Allah şöyle der: “Beni anın, ben de sizi anayım” [Bakara Suresi, 2/152]. Namaz, sahih bir hadiste belirtildiğine göre Allah ile kulu arasında, bir yarısı Allah’a ve diğer yarısı da kula ait olmak üzere, ikiye bölümlenmiş bir ibadettir:

“Ben kıraati iki kısma ayırdım; yarısı bana aittir, yarısı da kuluma. Kulum neyi istiyorsa, kendisine istediği şey verilmiştir. Kul, ‘El-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn” (Hamd alemlerin Rabbine aittir) deyince; ‘Kulum bana hamdetti’ derim. ‘Er-Rahmânirrahîm’ deyince; ‘Kulum bana senâda bulundu’ derim. ‘Mâlik-i yevmiddin’ (din gününün sahibi) deyince; ‘Kulum beni yüceltti ve ululadı’ derim. ‘İyyâke na’budü ve iyyâke nesta’in’ (yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz) deyince; ‘Bu benimle kulum arasındadır, kuluma istediğini verdim,’ derim. ‘İhdina’s-sırâte’l-müstakîm sırâtellezîne en’amte aleyhim gayr’il-mağdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn’ (bizi doğru yola ilet, o yol ki, kendisine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin değil) deyince; ‘Bu da kulumundur, kuluma istediğini verdim’ derim.”

Allahu Teala namazın ilk yarısını nasıl ki Kendisine ayırmışsa, diğer yarısını da kuluna ayırmıştır. Buradan, Fatiha Suresi’nin namazda okunmasının niçin zorunlu kılındığı anlaşılır; bunu okumayan, Allah ve kulu arasında paylaşılan namazı eda etmemiş olur.

Ve Hak ile kul arasında münacat olduğu için, namaz zikir olur. Ve Hakk’ı zikreden kişi, hiç kuşkusuz Hak’la birlikte olur; ve Hak da O’nunla birlikte olur. Çünkü sahih bir kudsi hadiste Hak Teala şöyle dedi: “Ben, beni zikreden kimseyle birlikteyim.” Ve bir kimse, görüyor olarak, zikrettiği kimseyle birlikte olursa, onu müşahede eder. Müşahede ve görüm [rüyet] budur; ama görüyor olmayan kimse müşahede edemez. İşte namazda bu görümün var olup olmadığına bakarak, kul kendi manevi mertebesini bilebilir: Eğer O’nu müşahede etmezse, iman yoluyla O’nu görüyormuşçasına ibadet etsin ve münacatı sırasında O’nu, yöneldiği doğrultuda [kıble] tahayyül etsin ve Hakk’ın kendisine vereceği cevaba kulak versin.

Kendi iç alemine ve kendisiyle birlikte namaz kılan meleklere imamlık ettiğinde –ki sahih bir hadiste belirtildiğine göre, namaz kılan kişinin arkasında melekler namaza durduklarından, namaz kılan herkes imamdır– bu kişi için resul rütbesi hasıl olur ve bu rütbe Allah’ın vekili olmaktır [niyabet]. “Semi Allahu limen hamideh” (Allah hamdedeni işitir) dediğinde, kendi nefsine ve arkasındaki meleklere, Allah’ın işitmiş olduğunu haber verir ve kendisiyle birlikte orada bulunanlar, “Rabbena ve lekel hamd” (Ey Rabbimiz, hamd sana mahsustur) karşılığını verirler. Çünkü hiç kuşkusuz Allahu Teala, kulunun diliyle, “Semi Allahu limen hamideh” buyurmuştur. Öyleyse namazın rütbesinin yüceliğine ve namaz kılanı nereye götürdüğüne bir bak! Ne var ki, namazında müşahede mertebesine erişememiş olan kişi, namazın gayesine ulaşamamıştır. Çünkü Kendisiyle münacatta bulunduğu Hakk’ı görmediği için onda göz aydınlığı ortaya çıkmamıştır. Eğer namazda Hakk’ın kendisine verdiği karşılığı işitmeyecek olursa, bu kişi (Hakk’a) kulak verenlerden değil demektir. Ve işitmediği ve görmediği için Rabbinin huzurunda olmayan kişi, asla namaz kılıcı değildir. Bu kimse, müşahede eden ve kulak verenler sınıfından değildir.

Ve namaz gibi –devam edildiği sürece– kişiyi kendisinden başka şeylerle meşgul olmaktan alıkoyan bir ibadet yoktur. Ve namazdaki Allah’ın zikri, namazın içerisinde yer alan söz ve hareketlerden daha büyüktür. İnsan-ı Kâmil’in namazdaki halini Fütühat-ı Mekkiye’de betimlemiştik. Allahu Teala Kur’an’da, “Namaz insanı taşkınlık ve kötülükten alıkoyar” [Ankebut Suresi, 29/45] buyurmuştur. Çünkü Allah, namaz kılan kimseye namazdan başka herhangi bir şeyle meşgul olmayı yasakladı. “Ve Allah’ın zikrinden daha büyük bir şey yoktur” [Ankebut Suresi, 29/45] — yani, namaz sırasında, kulun dileyişine karşılık verdiğinde, Hak Teala’nın bu kulunu zikretmesi ve ona senâ etmesi, kulun Hakk’ı zikretmesinden daha büyüktür, çünkü büyüklük [kibriya] Hakk’a aittir. Böylece Hak Teala şöyle der: “Ve Allah sizin işlediğiniz şeyi bilir” [Ankebut Suresi, 49/45] ve “o kimse, müşahede ediyor olarak kulak verdi” [Kaf Suresi, 50/37]. Ve kulun, Hakk’ın seslenişine kulak vermesi, namaz sırasında Allah’ın kulunu zikretmiş olmasındandır.

Varlık, ancak akılla kavrayabileceğimiz hareketten ortaya çıktığında, bu hareket, alemi yokluktan varlığa taşıdı ve namaz bütün hareketleri kendinde topladı. Ve alemde üç (tür) hareket vardır. İlk hareket, dikey harekettir ve bu, namazdaki kıyam halidir. Diğeri yatay harekettir ve bu da namazdaki rüku halidir. Ve üçüncü de aşağı doğru harekettir ve bu da namazdaki secde halidir. İmdi, insanın hareketi dikeydir; hayvanların hareketi yataydır; ve bitkilerin hareketi aşağı doğrudur. Minerallerin ise kendiliklerinden bir hareketi yoktur. Taşın hareket etmesi, bir başkasının kendisini hareket ettirmesiyle olur.

Resulallah’ın (sav), “Namaz benim gözümün aydınlığı kılındı” sözüne gelince; kendisi bunun böyle olmasını kendini nisbet etmedi, çünkü Hakk’ın namaz kılana tecellisi, namazı kılandan değil, Hak’tan gelir. Gerçekte, eğer Hak bu sıfatı (yani, tecelli ve şuhudun kendi tarafından vuku bulmasını) Resul’e Kendisi zikretmiş olmasaydı; Kendisinden ona tecelli olmaksızın namaz kılmasını buyururdu. Ama eğer tecelli Hak tarafından bağış [imtinan] yoluyla olduysa, o halde Resul’ün müşahedesi de aynı şekilde Hak tarafından bağış yoluyla olmuştur. Bundandır ki, “Namaz gözümün aydınlığı kılındı” demiştir. Ve bu (gözün aydınlığı), Sevgili’nin müşahede edilmesidir ve “göz aydınlığı” [kurre] “karar bulma” [istikrar] sözcüğünden türer: Böylelikle sevenin gözü, geri kalan hiçbir şeye gözü kaymaksızın (Sevgili’nin görümüne) takılıp kalır. Bu nedenledir ki, Hak Teala namazda sağa sola bakmayı kuluna yasaklamıştır [nehy]. Çünkü namaz sırasında sağa sola bakmak, kulun kıldığı namazdan Şeytan’ın çaldığı bir şeydir; bununla, kulu Sevgilisini müşahede etmekten alıkoyar. Eğer Hak, sağına soluna bakınan bir kimsenin (gerçekten) Sevgilisi olsaydı, bu kimse (sağına soluna bakınmak yerine) namazında bakışını kıbleden ayırmazdı. Ne var ki insan bu özel ibadette Hakk’ı müşahede edip etmediğini nefsinin haline bakarak bilir. Çünkü insan kendi nefsini bilir. Ve bir kimse nefsinde olanlara dış görünüşten dolayı mazeretler getirse bile, nefsini mazur gösterdiğini ve onun hakkında doğruyu söylemediğini bilir. Çünkü hiçbir şeyin kendi nefsini bilmezliği sözkonusu değildir. Çünkü bir kimse, kendi halini deneyimler.

Ve “namaz” olarak adlandırılanın bir diğer bölümlenişi daha vardır. Hak Teala, bir yandan Kendisine namaz kılmamızı buyurdu ve bir yandan da bizim üzerimize namaz kılıcı [musalli] olduğunu haber verdi — böylece namaz bizden ve O’ndandır. İmdi, O namaz kılıcı olduğunda, ancak Ahir İsmi ile namaz kılıcı olur. Böyle olunca Hak, kulun varlığından sonra gelir. Ve O, kulun kıblesinde kendi düşünsel kurgulamasıyla veya taklit yoluyla tahayyül ettiği Hak’tır. Ve bu itikat edilen ilah, herbir kişide varolan istidadın farklı olmasından dolayı çeşitlenir. Nitekim Allah’ın bilinmesi ve arifler hakkında sorulan soruya Cüneyd-i Bağdadi –Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun– şöyle demiştir: “Suyun rengi, kabının rengidir.” Ve bu, durumu bütün açıklığıyla ortaya koyan bir cevaptır. İşte bu Hak, bizim üzerimize namaz kılıcı olan Hak’tır.

Namaz kılıcı [musalli] biz olduğumuzda ise, (önce Hakk’ı tahayyül edip, ondan sonra namaz kıldığımızdan) bizim için Ahir İsmi ortaya çıkar ve bu İsimde gerçekleniriz. Kendisinde bu İsim ortaya çıkan kişinin halinden daha önce söz etmiştik. Bundandır ki, O’nun indinde, halimizce oluruz ve O da bize, ancak bizim O’na ilişkin olarak getirdiğimiz suret üzre bakar. (Ve namaz kılanın, Ahir isminde gerçeklenmesinden dolayıdır ki, ona “musalli” adı verilmiştir.) Çünkü (Arapça’daki) “musalli” kelimesi, “yarışta öndekinden bir sonra gelen” demektir.

Ve Hakk’ın, “Her şey salâtını ve tesbihini bilir” [Nur Suresi, 24/41] sözü, her şey Rabbine ibadette sonradan gelme rütbesini ve istidadı ölçüsünce O’nu tenzih ettiği tesbihini bilir, demektir. İmdi, Halim ve Gafur olan Rabbine hamdetmeyen hiçbir şey yoktur. İşte bundandır ki biz, alemin, kendini oluşturan parçalarıyla tek tek ayrıntılanımlı olarak Hakk’ı nasıl tesbih ettiğini anlayamayız. Ve, “Kendi hamdıyla O’nu tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur” [İsra Suresi, 17/44] ayetinde bir mertebe vardır ki, burada geçen “kendi hamdıyla” sözündeki belirsiz zamir, tesbih eden kula işaret eder. Yani o şey, Allah’ı kendine mahsus hamd ile tesbih eder, demek olur. Böyle olunca “kendi hamdıyla” sözündeki zamir, şeyin kendisine ait olur ve bu söz “kulun üzerine olduğu senâ ile” anlamını kazanır. Nitekim, itikat edenin ancak itikat ettiği İlah’a senâ ettiğini belirtmiştik. Ve o, nefsini, itikat ettiği İlah’a raptetmiştir. Ve işlediği ameller, kulun kendisine döner. Öyleyse, ancak kendi nefsine senâ etmiş olur. Çünkü hiç kuşkusuz sanatı öven kimse, sanatçıyı övmüş olur. Çünkü sanat eserinin güzel olması veya güzel olmaması, gerisingeri sanatçıya döner. Ve, itikat edilen ilah, onu kendi tahayyülünde oluşturan kimsenin oluşturduğu bir şeydir. İmdi, itikat ettiği şey üzerine senâsı, (sonuçta) kendi nefsi üzerine senâsıdır. Ve bundan dolayı, kendi itikadından başka olanları yerer. Ve eğer insaf etseydi, böyle olmazdı. Bu özgül mabud’a sahip olan kişi, kendinden başkalarının itikadına itirazından dolayı, Allah hakkında itikat ettiği şeyde hiç kuşkusuz cahildir. Çünkü, eğer Cüneyd-i Bağdadi’nin, “Suyun rengi, kabının rengidir” sözünü anlasaydı, her itikat sahibinin itikatını teslim eder, ve Allahu Teala’yı her itikatta ve her surette bilirdi. Ne var ki mabud’u kendine özgü kılan, zan üzredir, ilim sahibi değildir. Bundan dolayıdır ki, Allahu Teala, “Ben kulumun zannı üzereyim” buyurdu. Bu söz, Allah’ın kuluna ancak kulunun itikat ettiği surette zahir olduğu anlamına gelir — kul ister mutlak kılsın ister kayıtlasın, bu böyledir.

İmdi, itikat edilen ilah, sınırlılığa sahiptir. Ve bu sınırlılığa sahip olan ilah, kulun kalbine sığan ilahtır. Çünkü, mutlak ilah, hiçbir şeye sığmaz. Çünkü o, şeylerin ta kendisidir ve nefsinin ta kendisidir. Gerçekte, bir şeyin kendi nefsine sığdığı ya da sığmadığı söylenemez. İyi anla! Ve Allah doğruyu söyler, doğru yola iletir.

(Hernekadar Gencosman’in MEB’den cikan tercumesi gibi olmasa da, Seyh-ul Ekber’in anlattigi HAKIKATLERI sezdirebiliyor...OL@)

Pentagon'a gore, "kazanalar-kaybedenler"


Amerika'da yayınlanan Silah Kuvvetler Dergisinde yer verilen ve Ortadoğu haritasının yeniden çizmenin gerektiğini ileri süren bir yazıda Türkiye'nin doğusu "işgal altında toprak" ilan edildi!

Emekli Albay Ralph Peters tarafından kaleme alınan "Kan sınırları / Daha iyi bir Ortadoğu nasıl olurdu" başlıklı yazıda, "Avrupalıların çizdiği adil olmayan sınırların" değişme vaktinin geldiğini ileri sürülüyor.

Washington Post, Wall Street Journal, Newsweek gibi yayın organlarında yazarlık da yapan Peters, ABD ordusunda ve askeri istihbaratta çalışmış, şimdilerde de Pentagon'un stratejistleri arasında yer bulmuş bir isim. Yazı, ABD Silahlı Kuvvetleri'nin dergisinde yayınlandığı için daha da dikkat çekici.

Peters'a göre İngiltere ve Fransa'nın çizdiği Ortadoğu sınırları adil değil. Yeniden çizilmesi gerekiyor. Yeni sınırlar da mükemmel olmayacak. Ama Peters'ın (ne olduğunu nedense açıklmadığı!) "kriterlerine" daha uygun hale gelecek.

Peters ilk yapılacak şey olarak Irak'ın "derhal" üçe bölünmesini öngörüyor. Bir Kürt devletinin şimdiye dek kurulmamış olmasını hata olarak gösteren Peters'a göre "Dünyada devletsiz en büyük azınlık" olan Kürtlerin, Irak, Suriye, İran ve Türkiye'den verilecek topraklarla bir devlete kavuşması gerekiyor. Peters'a göre Diyarbakır'dan Tebriz'e kadar topraklara sahip olacak bu Kürt devletinin önemli özelliği, Bulgaristan'dan Japonya'ya uzanan coğrafya içinde en Batı yanlısı devlet olacak olması!

Emekli albay Peters İran'ın, Pakistan'ın, Türkiye'nin, Suriye'nin, Lübnan'ın, İsrail'in (1967 sınırlarına), Suudi Arabistan'ın küçülmesi gerekiyor. Buna mukabil, Ürdün, Lübnan, Azerbaycan genişleyecek, Kürt devleti, Arap Şii devleti, Belucistan gibi devletler kurulacak.

Peters'a göre bu yeni haritada da hakkını almayanlar olacak. Fakat bu noktada Peters'ın kafası ya çok karışık, ya da ileride ciddiye almak zorunda kalacağımız bazı şeyleri şimdiden söylüyor, çünkü Peters Ortadoğulu Hırsitiyanların yanı sıra Bahailerin, İsmaililerin ve Nakşibendilerin (evet, Nakşibendiler) de devlete kavuşması gerektiği görüşünde!

Peters'ın diğer bir hayali de, Mekke ve Medine'nin Suddi yönetiminden alınıp uluslar arası bir İslam şurasının denetimine verilmesi, böylece Vatikan benzeri bir İslami Kutsal Devlet (Islamic Sacred State) kurulması! Peters bu devlet için "süper-Vatikan" deyimini de kullanıyor.

Peters şimdiki Ortadoğu haritasının alması gereken şekli gösteren bir haritaya ve bir "kazananlar / kaybedenler" listesine de yer veriyor yazısında.

Kazananlar: Afganistan, Arap Şii devleti, Ermenistan, Azerbaycan, Belucistan, Kürdistan, İran (?), İslami Kutsal Devlet (süper-Vatikan), Ürdün, Lübnan, Yemen.

Kaybedenler: Afganistan, İran, Irak, İsrail, Kuveyt, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Batı Şeria,

(Yukaridaki harita "mevcut" harita; "İşte BOP'un "en son" Haritası!" isimli -asagidaki yazida- gecen harita ise "olmasi istenen harita"... Bakalim ne olacak:))

Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Millethaber


İşte BOP'un "en son" Haritası!












Bush’un işgalci fikir babaları olan “Neo-con”ların önde gelen isimlerinden emekli albay Ralphs Peters, Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisindeki makalesinde Ortadoğu'da sınırların yeniden çizilmesi için çağrı yaptı.

Beyaz Saray'ın 11 Eylül saldırısının ardından başlattığı Büyük Ortadoğu Projesi'ne yeni bir boyut getirilmesi gerektiğini dile getiren Peters, "Demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Ortadoğu'nun sınırlarının yeniden belirlenmesi gerekiyor. Bu kapsamda nüfusları 27 ila 36 milyon arasında değiştiği söylenen Kürtler bağımsız olmalı. Özgür bir Kürdistan, Bulgaristan'dan Japonya'ya uzanan coğrafyanın en Batı yanlısı ülkesi olacaktır. Ermenistan Ağrı Dağı'nın da bulunduğu tarihi topraklarına yeniden kavuşmalı.” diye yazdı.

Black Hawk Security


Doğan görünümlü kara şahin- (1)

Haber öyle bir patladı ve sonra...
Haber diyordu ki,
"Irak sınırında, Habur'da, bir ABD güvenlik şirketi olan Blackhawk Security üs kuracak. Oradan TIR'lara koruma sağlayacak. Bu amaçla, bir de Türk şirketi kuruldu. Şirketin ABD'li büyük ortağı dışındaki hisse sahipleri arasında, Kuzey Irak'taki çuval olayı sırasında Genelkurmay harekat Başkanı olan Emekli Korgeneral Köksal Karabay, eski New York Başkonsolosu Mehmet Nuri Ezen, Amerika'da yerleşik Türk işadamı Hüseyin Atkın ile Aslan Yıldırım ve Günay Hakkı Övünç gibi isimler var. Eski Diyarbakır valisi Cemil Serhadlı'nın da ortak olduğu, sonra hisselerini devrettiği öğrenildi."
Yani, tam sınırda, o kritik yerde, özel bir güvenlik şirketi üs kuracaktı; 300 dönüm arazi almıştı ve daha önce verilmeyen izin çıkmıştı.
Böyle isimler yan yana geldiğinde, hep nasıl tanıştıklarını merak ederim.
Okul arkadaşı mı, iş arkadaşı mı, akraba mı; ne vesileyle? Ve elbette, neden? General, Vali, diplomat nasıl bir ticari beceri taşıyorlar? Bir de"Amerikan şirketi"!

Şirketin adı tam öyle değil: Doğru yazılışı,
"Black Hawk Security"; yani "Kara Şahin Güvenlik". Bu isim ABD'de liste başı; çünkü aynı isimde o kadar çok güvenlik şirketi var ki!
ABD'de kurulu ama, oradaki esas ortakları da Türk asıllı: Hüseyin Atkın ile Günay Övünç.
2004'te kurulan ABD şirketi, amacı
"Irak'ın imarına destek" diye ilan etmiş.
Kadrosunun uzman olduğu işleri gururla sıralıyor:
"Zırhlı konvoy güvenliği, silahlar, patlayıcılar, mayın temizleme, savunma taktikleri, düşük yoğunluklu çatışma, hava operasyonları, rehine kurtarılması, karşı-terörizm, karşı-istihbarat, kriz yönetimi, ticari yolsuzlukla mücadele, örgütlü suçlar, siber suçlar, güvenlik eğitimi."
Tabiri caizse,
"düşük yoğunluklu ordu".
Ama özel. Bir uzmanlık daha var; güzel: "
Uluslararası insan hakları hukuku".
Şirket, çalışanlarının "etnik çeşitliliği" ile övünüyor:
"Amerikalı, Türk, Kürt, Ürdünlü, Sünni Arap, Şii Arap."
Merkezi Washinton'da, ama BHS'nin Türkiye'de "BHS-Türk"ü kurduğu, (Kuzey'de) "BHS-Irak"ı açacağı müjdeleniyor.
Proje yürütülen diğer ülkeler ise şu tarihi ve turistik yerlermiş: Panama, Venezüella, Azerbaycan, Kazakistan, Afganistan, Ürdün, Mısır, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Sudan, Somali, Filipinler. Allah kolaylık versin, çünkü hep problemli yerler.
Şirket sıkı bir dinleme servisi ve müşterinin bilgisayar sistemlerinin hayati ve gizli bilgilere ulaşmasını da vaat ediyor. Şahane!

Atkın, enteresan bir işadamı.
Eski şampiyon judocu. Bir ara ABD'den Türkiye'ye "mortgage" sistemi için uğraşmış. Mesut Yılmaz hakkında, komisyona telefonla ihbarda bulunmuş. 2001'de,
"Demokratik Reform Partisi" kuracağını ilan etmiş; "Türkiye bu hükümetin (Ecevit) devleti gasp etmesi ile karşı karşıya" demekle kalmamış, "Türkiye'yi ABD mandası altına soktular" diye, "Türk-Amerikan" derneği başkanından beklenmeyecek anti-emperyalist bir çıkışı da var yani.
Kimi meslektaşlar onu iyi tanımış olmalı ki, eskiden epey övmüşler.
Günay Övünç aslında "Evinch" soyadını kullanıyor.
Şikago doğumlu bir hukukçu. Ermeni tezlerine karşı mücadelesiyle de biliniyor ve o sayede Türkiye devleti ile ABD'deki Türkler nezdinde prestij sahibi.
Türkçe ve İbranice de bilen ortağı David Saltzman' la, "Türkiye üstüne de uzman" "Saltzman&Evinch" hukuk firmasının sahibi. Firma Washigton'da. Bazen, şu sıra "Black Hawk" ın kullandığı "Potomac" adresini göstermişler.
Güvenlik işindeki ortağı Atkın' ın nedense kötülediği Ecevit hükümeti zamanında, Saltzman&Evinch devletten iş almış. Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Meclis'te bir soru üzerine, "Lobi faaliyeti yürüten ABD şirketine destek olarak Washington Büyükelçiliği'ne hukuki konularda müşavir sıfatıyla" bu başarılı firmayla anlaşma yapıldığını duyurmuş nitekim.

"General, Vali, Diplomat" ortaklara yarın uğrayıp "Bu ne iş?" diyelim...mi?



Doğan görünümlü kara şahin (2)

Çıkan kısmın özeti: Black Hawk (Kara Şahin) ABD'de kurulu güvenlik şirketidir. Ortakları, "ilginç" ABD'li Türk işadamı Hüseyin Atkın ile ABD doğumlu, "Saltzman&Evinch" hukuk firmasının sahiplerinden Günay Övünç' tür; Evinch, ABD'li soyadı olmaktadır. Hukuk firması, önceki hükümetten resmi iş almış, Washington elçiliğine danışmanlık yapmıştır. Esasen ABD şirketi olan Kara Şahin, gönlünü buralara da kaptırır. Kız değil, arazi alır. Doğrusu, kiralar. Bir şirket daha kurup Kuzey Irak sınırında güvenlik üssü inşa ederek, TIR'lara neyin koruma yapmaya soyunur. Tabii ki soyundu diye çıplak kalmaz; medyadaki haberlere göre, yerli ortaklardan, ABD'lilerin çuval geçirme olayı sırasında Genelkurmay Harekat Başkanı olan, (kendi isteğiyle) Emekli Korgeneral Köksal Karabay dikkat çekicidir. Gözlerimiz diğer ortaklara, Vali beylere, Sayın Büyükelçi'ye de çevrilir. Merakımız basittir: Nasıl tanıştılar, bu işe neden soyundular, izni nasıl aldılar, ABD makamları ile ilişkileri ne, elde ettikleri istihbaratı kimlerle paylaşacak, günü geldiğinde "Türk-Kürt-Arap", hatta belki Amerikalı elemanlarını nasıl çalıştıracaklar, işleri TIR korumayla sınırlı mı kalacak?

"Kara
Şahin-Türkiye" ye ortak olup sonra hisseleri devrettiği söylenen Cemil Serhadlı, Emniyet kökenli eski Vali. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polis öldürüldüğünde, kısa sürede "Suikast aydınlandı: Hizbullah" açıklamasını yapan, "Hizbullah'ı devlet destekledi mi?" sorusuna, "Destek demeyelim, sempati duymuş olabilir" diyen Vali.
Ortaklardan Aslan Yıldırım da, yanılmıyorsam eski vali. Trabzon'da bir törende, Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı Tamer Levent' le tartışıp "Pis köpek" diyerek attığı tekme ile meşhur. Maraş'ta da, Doğu Türkistan (Çin Uygur bölgesi) liderlerinden İsa Yusuf Alptekin' i davetiyle.
Şirketin diplomasi ayağında, Büyükelçi Mehmet Nuri Ezen var. Haberlerde "eski New York Başkonsolosu" diye geçiyorsa da, son misyonu Meksika Büyükelçiliği.. 2004'te, tam ABD'deki Black Hawk'ın, "Tehlikeli bir dünyayı güvenli kılmak" sloganıyla kurulduğu yıl emekli olmuş. Ortaklarını ABD'deki görevinde tanımış olabilir mi? Cemiyet hayatı işte.

Başrol elbette Emekli Korgeneral Karabay'ın.
Herkesin hemen hatırladığı "Çuval geçirme" nin onun Ankara'daki komutanlığına rast gelmesini, görev süresi uzatılırken terfi ettirilmeyince ayrılmayı seçmesini tekrar tekrar yazmanın manası yok. Asıl önemlisi, şimdi "ortakları ABD vatandaşı Türk olan ve ABD'de kurulu" güvenlik şirketinin yerli ayağını oluşturan, tam sınırda Kuzey Irak üstünden, ABD etki alanında "iş" yapacaklardan biri, Cumhurbaşkanı, Başbakan da dahil, devletin en kritik zirvelerine Genelkurmay Başkanı ile katılmış, Türkiye'nin özellikle Irak ve ABD işgali konusundaki en önemli kararlarına yahut kararsızlıklarına tanık ve müdahil olmuş önemli bir emekli general.
Askeri nitelikleriyle ilgili övgü çok. Eğitim ve hukuk camiası ise şuradan da hatırlıyor: EğitimSen'in tüzüğü masum bulunduğu, incelemeye tabi tutulmadığı sıralarda, General Karabay' ın imzasıyla Çalışma Bakanlığı'na bir yazı gidiyor. Onun üstüne de dava süreci başlıyor.
Bir iddia da, kimi Türk şirketlerinin Kuzey Irak'ta ( Saddam iktidardayken de) petrol imtiyazı alma mücadelelerinde, General'in de Talabani nezdinde etkili olduğu. Bu sadece bir iddia.
Yarın: Emekli Korgeneral Karabay'la soru-cevap



Doğan görünümlü Kara Şahin (3)

Çıkan kısmın özeti: ABD'de "ABD'li bazı Türkler" tarafından kurulan Black Hawk (Kara Şahin) namlı güvenlik şirketinin girişimiyle, Türkiye'de aynı adla kurulan, Irak (Kuzey Irak) sınırı yakınında büyükçe bir arazi kiralayan ve beyana göre TIR koruması sağlayacak aynı isimli firmanın öyküsü. Akşam'da Mutlu Çölgeçen' in bir haberiyle başlayan öykünün kahramanlarını iki gün boyunca tanıtmaya, meraklanmaya, merakımı yenmeye, bağlantı kurmaya çalıştım iki bölümde. Dünkü bölüm yazıldıktan sonra, ama yayınlanmadan hemen önce, öykünün baş aktörü, Türkiye'deki şirketin Başkanı Emekli Korgeneral Köksal Karabay aradı. Daha doğrusu, "Telefon numaram görünmediği için açmadınız sanırım. Görüşmek isterseniz görüşmeye hazırım" şeklindeki SMS mesajı geldi. Aradım. İlk çıkan haberlerde çoğu şeyin yanlış olduğunu söylüyordu. Sordum, cevapladı.


Habur'da
"üs" arazisi nasıl alındı: Müracaat ettik, Kiraladık. Normal prosedürle. Hazine arazisi. Henüz hafriyat çalışmaları var. "Sınır güvenliği sağlayacak" diye yanlış haber çıktı. Olur mu hiç.
Neden böyle bir şirket: Amacımız şoförleri korumak. Bölgede istihdama, ihracat artışına, belki Irak ve ABD ile münasebetlerin gelişmesine müspet katkı yapacak. Ama ben tartışılıyorum.
Dikkat çekmesi, haber yapılması normal değil mi: Emekli olmuş bir kişinin böyle bir işe girmesinin ne mahzuru var etik olarak. Bugüne kadar hata yapmışsam, söylesinler, kanıtlasınlar, özür dileyeyim. Hep "Çuval olayı" hatırlatılıyor. Doğru, Harekat Başkanı idim. Hatası var mıdır, araştıran yok. Vicdanen düşünün. Haksız yere onurunuzla oynanırsa ne yaparsınız. 41 sene askeri elbise giydim. Bir başarısızlığın var desinler, bir kişi kanıtlarsa hemen mahkemeye müracaat edip yargılanayım. Kıbrıs'a katılmışsın, Arnavut krizinde bulunmuşsun, terörle mücadele etmişsin, masa başında 'Çuval olayı' deniyor.
ABD'li şirket ve ABD ile ilişki ve Irak'ta ilişki kurma zorunluluğu: ABD'deki şirkette hiçbir ortak ABD'li yok. Yönetimde ve personelde hiç ABD'li yok. Belki Irak'ta da aktarma istasyonları kurulabilir, mahalli insanlar alabiliriz.
Şirkete nasıl dahil oldu: Böyle bir konu düşünüldüğünde, bir arkadaşım Hüseyin Bey'e (Hüseyin Atkın, ABD'deki şirketin sahiplerinden) bahsetmiş. Onlar teklif etti. Bodrum'a geldi. Yapacağınız işin Türkiye'ye faydalarına bakarım, dedim. İçine girmem, destek veririm, dedim. Israr etti. İnceledim. Türkiye'ye faydalı.
Kendisine ısrar neden: Hüseyin Bey, 'Çeşitli çevrelere sordum. Herkes sizin adınızı verdi' dedi; 'Paşam, madem faydalı, siz de taşın altına elinizi sokun.' Dedim ki, ben kimsenin yanında çalışmam. 'Paşam, başta siz olun, yönetime istediğini alın' dedi.
Diğer isimleri kendisi mi bulmuş: Bir tek (Eski Vali) Aslan Yıldırım'ı Hüseyin Bey belirledi. Tanırmış. Ya Emekli Büyükelçi Mehmet Nuri Ezen: Tanımıyordum. Dışişleri'nden de bir isim olmasını istedim. Sordum, kendisini önerdiler. Ama her konuda ben yetkiliyim.
ABD'de Saltzman&Evinch hukuk firmasının sahibi, ABD'deki Black Hawk Security'nin de ortağı Günay Övünç (Evinch)'i tanır mıymış: Tanımazdım, tanıştık. Siz de yazmışsınız yaptıklarını; hakikaten çok değerli bir insan. Ermeni meselesindeki gayretleri öyle. Çok beğendim. Ayrıca devletin ve Genelkurmay'ın da orada avukatlığını yapmış. Bilmiyorum, mış diyorum.
Kendisini Kuzey Irak deneyimleri dolayısıyla tercih etmiş olabilirler mi: Tabii ben de terörle uğraştım. Yabancılarla yüz tane müzakere yürüttüm. Taviz vermezdim. Memleket menfaatleri oldu mu, asla.
Mesela Talabani ile bir yakınlık olmuş mu: Barzani ve Talabani beni hiç sevmezler.
Ama birinin devlet başkanı olduğu ülkede, diğerinin kontrolündeki bölgede iş yapacak şirket: Ne reaksiyon gösterirler, bilmiyorum. Tabii, sevmez derken, şahsi değil de, yaptığım işi. Ayrıntıları anlatmayayım.
Oralarda çok sayıda Amerikan, İngiliz güvenlik yahut paralı asker şirketi var; bazıları kimi şaibeli olaya da karıştı. Bir işbirliği olacak mı: Amerikalı şirketlerle hiç ilgimiz yok. Ama oralarda hiç Türk şirketi yok. Biz bunu sağlayacağız. Genel müdürümüz bir emekli albay.
Alakasız ama Eğitim-Sen, tüzüğünden ötürü yargılanmayacakken, kapatılma talebiyle yargılanması sürecini başlatan yazıyı kendisi mi yazmıştı: Genelkurmay'da imza yetkileri çeşitli makamlardadır. Genelkurmay onayı olmadan olmaz. Tam hatırlamıyorum ama ben de imzalamış olabilirim.

Görüşme boyunca Emekli Korgeneral Karabay çok nazikti. Ben de bir kez bile "Paşam" demedim.


Kaynak: Sabah