Saturday, April 12, 2008

ÇERKES ETHEM NE KADAR “ÇERKES”Tİ?

Konu, Çerkes Ethem olayının içerisinde, bireylerin isimlerinin önündeki “Çerkes” vurgusu ile ilgilidir. Her ne kadar konu Çerkes Ethem ile ilgili olsa da konu sanata kaydığı ve hatalara neden olacak şekilde konunun deforme edilmesini engellemek için “Çerkes vurgusu”ndan ne kastedildiğini daha basite indirgeyerek yazmak gerekiyor.

Her ikisi de edebiyat dünyasında kabul görmüş, sanatçılığı toplum tarafından kabullenmiş iki ayrı “Çerkes asıllı“ yazarımız olduğunu düşünelim:

Biri, sanatını çok iyi icra ederken; eserlerinde, örneğin Konya şehrinde yaşayan, etnik kimliği ön planda olmayan herhangi kişiler arasında geçen aşkları ve çevrenin doğal güzelliklerini sanatsal ustalığı içerisinde işliyor.

Diğeri, içinden geldiği toplumun aydını olma sorumluluğunu da taşıyarak, aşk hikayelerini veya Dogai işlerken içinden geldiği toplumun -örneğin, Çerkes toplumunun- kültürel yapısını veya biraz daha ileriye giderek sorunlarını, yine sanatsal ustalığı içerisinde, işliyor.

Her ikisinin de sanatçı olduklarının bilincinde olarak, aynı sanatsal yetenek düzeyinde olan bu iki sanatçının durumundan bahsediyoruz...

Mutlaka, birincisinin sanatsal yeteneğini takdir ediyor ve toplumumuz içerisinden çıkmış bir sanatçı olmasından dolayı seviniyor, gurur duyuyoruz ve kendisini sanatçı kimliğinden dolayı seviyoruz.

İkincisinin sanatsal yeteneğini takdir etmenin ötesine geçerek, toplumumuz içerisinden çıkmış ve toplumsal sorunlarımıza ilgi gösteren bir sanatçı olmasından dolayı daha çok seviniyor ve kendisini daha çok seviyoruz…

Bunun yanında, sanatçıların sadece sanatla ilgili fakültelerden mezun kişilerden oluşmadığını ve sanat ile ilgili yorumların sadece sanatla ilgili bir fakülteyi bitirmiş kişilerin tekelinde olmadığını da düşünmek gerekir.

Öyle olsaydı; tüm başarılı politikacıların, sadece siyasal bilgiler mezunları içerisinden çıkması, tüm yazar, şair vb. edebiyatçıların, sadece edebiyat fakülteleri mezunları içerisinden çıkması, tüm filozofların, felsefe bölümleri mezunları içerisinden çıkması gerekirdi. Ki, böyle değildir...

Sanatçılık” sıfatı da diploma ile alınır-verilir bir şey değildir, bu konuda kabul gören kişiler tarafından taşınır. Bu “kabul”u de çok farklı yapılar içerisinden gelen -içerisinde önemli ölçüde sanat okulu mezunu olmayan kişileri de barındıran- ancak, estetik kaygı taşıyan ve buna önem veren, öğretmen, öğrenci, gazeteci, mühendis, avukat, işçi, memur ve farklı eğitimlerden gelen sanat eleştirmeni olan kişilerden oluşan topluluk gerçekleştirir.

Ayrıca, Çerkes toplumu yoğun sorunları olan bir toplumdur. Bu nedenle de, genlerini taşıyan, kültüründen beslenen, analarının doğurduğu yazarları ve ressamlarının ilgisine layık olmayacak bir toplum değildir.

Kişilerin, Çerkes asıllı olup olmadığı, annesi ve babasının kimler olduğuna bağlıyken, bu kadar sorunlu bir toplum içerisinden gelip, onun sorunları ile ilgili bir şeyler yapan veya yapmayan insanların isimlerinin önünde “Çerkes vurgusu”nun olup olmayacağına da toplum karar verecektir.



Çerkes Ethem olayına farklı açılardan bakmayı denesek

1)
Ethem "bey"in nasıl "hain" ekini aldığı Türkiye Cumhuriyeti yakın tarihi ile ilgili herkesin konusu olmalıdır. Bu konuya taraf olması gerekenler, tarihçiler, aydınlar, ve benzerleridir. Ayrıca bizlerin, Çerkes kimliğimiz dışında, TC aydınları olarak bulunmamız gereken tarafta budur.

Yine de bunun, Kurtuluş Savaşı’nın bir iç dengeleri sonucu oluştuğunu ve "Politikayı bilenler" ile "sadece asker olmayı bilenler" arasındaki mücadelenin sonucu olduğunu pek çoğumuz iyi-kötü biliriz.

2) “Ethem Bey”lik seviyesine gelmeden önceki başka lakapları dururken (Çakır gibi) "Çerkes" lakabının "hain"likle birlikte gündeme gelmesi ilginçtir ve asıl bizleri ilgilendirmesi gereken de budur.

a) Çerkes Ethem ne kadar Çerkes’tir?

Anası-babası Çerkes olan, birliklerini Çerkeslerden oluşturacak kadar çevresi olan bir insanın genetik anlamdaki Çerkesliği tartışılamaz.

"Çerkes" (Çerkes niteliğini ön ad olarak ekleyecek şekilde, vurgulu anlamdaki Çerkes) olmak ile "Çerkes asıllı" olmak arasında fark vardır.

Örneğin, geçenlerde bir derneğimizde söyleşisi, Çerkes ressamımız olarak ilan edilen arkadaşımız, “Çerkes asıllı” anlamındaki “Çerkes” bir ressam olmakla birlikte (ki, bu düzeyde estetik kaygıları olan birisinin aramızdan çıkmış olması ile gurur duyarız) "Çerkes Ressam" olmak arasında fark vardı. Estetik kaygı, Çerkeslikle yoğrulmadığı için, Çerkeslik problemlerini tuvale taşımaz... Çerkeslikle ilgili hiçbir konuyu bu güne kadar işlememiş olan birisi, bu anlamda Çerkes Ressam olarak adlandırılamaz.

b) Ethem bey bu anlamda Çerkes midir?

Yani; yetkinliklerini, çağdaşları Berkuk Paşa, yazarlar ve benzerleri gibi Çerkeslik için kullanan bir insan mıdır?

Hayır!

Bu anlamda "hain" ile "Ethem"in bir araya "getirilmesi" değil, Çerkeslik vurgusunun yapılması ve bunun hain tanımlamasıyla bir araya getirilerek "hain Çerkes" imajının yaratılmasıdır bizleri rahatsız eden…

"Hain"lik de görecelidir. Mustafa Kemal Atatürk galip olmasaydı (ne mutlu ki oldu), Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını devam ettirenler tarafından "mevcut düzene başkaldıran bir hain olarak" tarihe geçirtilecekti. (Tarihe geçirttirmek, sübjektiflik içerir.)

Sosyal gelişmeleri içerisinde isyanları ile bilinen Fransa'da, bir general bir isyan planlarl. İsyan hareketini başlatamadan, alınan istihbaratlar sonucunda yakalanan general savcı karşısında sorgulanır :

- Söyle bakalım, taraftarların kimdi?

- Eğer başarılı olsaydım, sen dahil tüm Fransa. Başarılı olamadığım için sadece ben!

Ethem bey'in hainliği bir anlamda Fransız generalini anımsatırken, bizleri rahatsız eden, "Resmi İdeoloji”nin temellerini attığı anlayışın-kültürün, Çerkes’in yanına "hain"i eklemesi ve tarihinde pek çok “belgeli hainleri” olan bir ülkede; sadece, ihaneti tartışmalı olan Ethem'in, "Hain Çerkes Ethem olarak" tarih kitaplarına bu şekilde geçmesidir.

Burada asıl karşı olunması gereken olgu; tüm bunların, kültürleşmiş bir ideoloji tarafından yerleştirilmiş olması ve silmemekte direnilmesidir. Yoksa neden birçok Çerkes’in adının önüne "Çerkes" adı konmaz, diye de sorulabilir. Ki, bunun cevabı yine Resmi İdeoloji’nin varlığıdır...

Kitaplarda, Çerkes Yasar Doğu, Çerkes Ömer Seyfettin, Çerkes Avni Lifij, Çerkes Osman Paşa’yı görmek mümkün olabiliyor mu?

(Samil Jane'nin yazisi, http://www.circassiancanada.com adresinden alintidir.)

1 comment:

Tolga said...

Yazı için teşekkürler. Bu tüm çerkeslerin içinde kanayan bir yara. Kurtuluş savaşı yıllarında ülke savunmasında önemli rol oynamış, hatta henüz askeri gücü bile olmayan Atatürk'ün Ankara'da savaştan uzak rahat çalışabilmesini sağlamış sonra politik tuzaklarla görüş ayrılığına adım adım götürülmüş bir kahramanın önüne hain tanımlaması koymak kimsede değilse bile bende çocukluğumdan bu yana hep hayal kırıklığı yaratmıştır. Savaşabilecek gücü varken Türk ordusuyla çatışmamış, ordusunu dağıtmış ve ülkeyi hayal kırıklığı içinde terketmiş bu kahramanın bir çerkes olmasından her zaman onur duydum. Ülkemin bu kahramanı ve onun nezdinde neredeyse tüm çerkesleri hain ilan etmesi, bunu resmi tarih kitaplarında okutması ve hala okutuyor olması bana her zaman dokunmuştur.
Çerkes Ethem onur duyulacak kadar kahramandı ve bir çerkesti. Tek eksiği bir politikacı olmamasıydı ve çerkeslerin tarih boyunca eksikliğini hep hissettikleride bu olmuştur. İyi bir politikacı olamamak. Yani duruma göre renk değiştirememek.